Elbette Tiksinti, Kiracı, Rosemarry'nin Bebeği ve Chinatown gibi başyapıtların yaratıcısı bir sinemacıdan konuşulunca kamoyundaki hak ve hukuk tartışmaları da duygusallaşıp bulanıklaşıyor. Nazi soykırımına kurban veren, Varşova gett o s u n d a ölümden kurtulan, Polonya'dan kaçıp sığındığı ABD'de hamile karısı katledilen 77 yaşındaki Polanski gibi üzerine yapışmış lanetler silsilesini acze düşmeden taşıyan azdır. Benzer kaderi paylaştığı Polonyalı şahane yazar Jerzy Kosinski gibi intihar etmemişse de filmlerinde şiddete maruz kaldığında acze düşen ve karanlık dürtülerinden medet uman insan halleriyle kendini ona yakın bulması şaşırtıcı değil. Dolayısıyla taraftarlarının 'yeterince çekti' savunması, İsviçre'deki şahane şatosunda tutuklu bulunduğu süreyi kapsamıyor elbet. Ne var ki şiddete uğrayanın başkasına karşı şiddet uygulaması hafifletici sebep olarak Polanski vakasında suyu bulandırıyor. Güçlü bir halkla ilişkiler seferberliğiyle 'mağdur imajının' pompalanması karşısında ona 'tecavüzcü Coşkun' muamelesi yapanlar gerçek cezasını çekmeden Fransa'da özgürce yaşamasına (ve film çekmesine!) itiraz ediyor. Onlara göre 'reşit olmayan bir genç kızla cinsel ilişkiye girmek' ile 'tecavüz' arasındaki fark sadece teknik bir ayrıntı çünkü işin içinde uyuşturucu var.
KARANLIK İMAJ
Lakin Jack Nicholson'ın görkemli malikanesinde cereyan eden olayın nice Hollywood âleminden sadece bir sahne olduğu varsayımı, Polanski'nin o dönem imaj tutturmakta diğerleri kadar becerikli olmadığını da düşündürüyor. Polanski'nin suçu bu 'karanlık çocuk' imajına pek uyduğu içindir ki, olay hem medya çılgınlığına dönüşmüş hem de taraftar toplayabilmiş. ABD'den af gelir mi bilinmez ama bu yıl Berlin'de en iyi yönetmen ödülü alan Ghost Writer'daki ustalığı gösteriyor ki, müritleri daha nice filmler çekmesini beklemekten vazgeçmeyecek.