İhya-Mübarek bir gecenin ihyası

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
İhya-Mübarek bir gecenin ihyası
Başta Kadir Gecesi olmak üzere, Cuma ve Kandil gecelerini ihya etmemiz tavsiye ediliyor. Bir geceyi ihya etmek ne demektir? Kelime olarak İhya (canlandırmak, yaşatmak, hayat vermek) demektir. Gerçek anlamdaki (Hakikat) İhya Allah'ın sıfatlarındandır. Bu anlamda, Allah'ın güzel isimlerinden (el-Esmâ'ül-Husnâ) biri "Muhyî" dir, "Yaşatan, dirilten" anlamındadır. Kur'ân-ı Kerim'de Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Sırf Allah kendisine hükümdarlık bağışladığı için İbrahim ile Rabbi hakkında münakaşa eden o [hükümdar] dan haberin yok mu? Hani İbrahim: "Rabbim hayat veren (yuhyî) ve ölüm dağıtandır (yümît)!" demişti. Hükümdar cevap vermişti: "Ben [de] hayat verir ve ölüm dağıtırım!" İbrahim: "Allah güneşi doğudan doğdurur; öyleyse sen de batıdan doğdur!" demişti. Bunun üzerine, hakikati inkara şartlanmış olan o kişi hayretler içinde kaldı: Allah [bile bile] zulüm işleyen toplumu hidayete erdirmez." (002 Bakara 258) İhyâ ve İmâte (öldürmek) sıfatları hakikat olarak sadece Allah için kullanılır. Bununla birlikte bu sıfatlar ve bunlardan türetilmiş isimler, insanlara nispet edildiğinde, bu isnad hakikat değil, mecazdır. Kulların ihya ve imatesi, mecazi anlamdadır. Zaten Allah'ın bütün isim ve sıfatları, kendisi için kullanıldığında Hakikat, kullara nisbet edildiğinde mecaz olurlar.

BOL BOL DUA EDİN...

Osmanlı teşrifat ve nezaketinde, önemli birileri ziyarete geldiğinde "Aman efendim, bizleri ihyâ ettiniz" denirdi. Bir mecliste, Kur'an veya Mevlid okunduğu zaman, musiki icra edildiği vakit, yahut güzel sohbetler yapıldığı takdirde, meclisimizi, toplantımızı, günümüzü "ihyâ ettiniz" gibi ifadeler kullanılırdı. Bütün bu ifadelerdeki İHYÂ tamamen mecazi anlamda olmak üzere, "Günümüze anlam kattınız", "Toplantımıza şeref verdiniz, canlandırdınız" ve "Vaktimizin dolu dolu geçmesini sağladınız" gibi ifadeler yerine kullanılmaktadır. Yazımızın başlığı olarak seçtiğimiz İHYÂ ise özellikle hadislerde geçen, mübarek gün ve gecelerin İHYÂ'sı da yukarıda belirttiğimiz çerçeve içinde mecazi bir kullanım şeklidir. O gecenin boşu boşuna geçirilmeyip, bol ibadet, bol dua ve niyaz, Allah'ı bolca zikir, Kur'an ve meallerini okumak, ilmi sohbetlerde bulunmak gibi etkinliklerle "CANLI" geçmesini sağlamak "İHYÂ" kelimesiyle... Yeri gelmişken, burada bolca ibadet, bolca zikir kavramlarını biraz açmak faydalı olacaktır. Zikir kelimesi, Kur'an-ı Kerim'de bir çok âyette, bol bol geçmekte ve hemen hemen hepsinde de "Hatırlamak, anmak, hatırda tutmak, ün" manasında kullanılmaktadır. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in bir adı da "ZİKİR"dir. "Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullâhe zikran kesîrâ" "Siz ey imana ermiş olanlar! Allah'ı çokça anın." 033 Ahzâb 041 Burada "üzkürû" (zikredin) çoğul emrini, "anın, hatırlayın", "zikran kesiran" (çok zikir ile) ifadesini de "çokça" te'kidi ile naklettik. Çünki Kur'an-ı Kerim'in birçok âyetinde "üzkürû" (zikredin) "çoğul emri" aynı kalıpta olmak üzere "üzkürû ni'metallahi aleyküm" "Allahın size nimetlerini hatırlayın (zikredin)" şeklinde geçmekte ve kullanılmaktadır: "Ey insanlar! Allah'ın size bağışladığı nimetleri hatırlayın! (zikredin). Size göklerden ve yerden azık sağlayan Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? (Hayır!) O'ndan başka ilah yoktur: Ama nasıl olur da zihinleriniz [bu apaçık hakikatten] sapar!" (035 Fâtır 003) Kur'an okumak ve üzerinde düşünmek başlı başına bir zikirdir. Zikrin en önemli uygulamalarından biri de namazdır. Burada fevkalade önemli olan nokta, gerek namazda ve gerekse Allah'ın isimlerini ve sıfatlarını tekrarlamak suretiyle yapılan zikirde "çok çok" şeklindeki tavsiye, salt sayısal çoğunluk değil, nitelikteki, keyfiyetteki samimiyet ve yoğunluktur. Nitekim, ne yaptığını bilip ayırd edemeyecek biçimde namaz kılan, ne okuduğu belli olmayan, rekatlarını hatırlayamayan, sadece rekatların sayısal değerlerine önem veren, gaflet ve gösteriş içindeki kişilerin kıldıkları namazdan dolayı Cenab-ı Hak, onları Kur'an-ı Kerim'de kınamaktadır: Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara, onlar ki kalpleri namazlarına yabancıdır. (Lafzen, namazlarına karşı [bilerek] gaflet içindedirler). Onlar ki niyetleri yalnızca görülüp takdir edilmektir, (Mürâîlik) ve üstelik onlar, [insanlara] en ufak bir yardımı bile reddederler!" (107 Mâûn 004 - 007)

SAMİMİ İBADET YAPILMALI
Şunu hemen vurgulamakta fayda vardır. İster mübarek gecelerin ihyâsında, isterse normal zamanlarda, bolca zikir ve ibadetten asıl maksat, niteliksiz sayısal çoğunluk değildir. Doğru olan; ibadetin gösterişten uzak, ihlasla, samimiyetle, 'hudu' ve 'huşu' içinde, gönülden koparak, bütün benliğini kaplayacak biçimde yapılmasıdır. Robot gibi kılınan 100 rekat namazdan, 'huşu' içinde kılınan 2 rekat namaz daha hayırlıdır: Sevgili Peygamberimiz, az da olsa samimi ve devamlı olan ibadeti methetmiştir. Sözümüzü Cenab-ı Hakk'ın şu âyetleriyle taçlandıralım. "Kesin olan şudur ki, inananlar kurtuluşa erişeceklerdir: Onlar ki, salâtlarında (namazlarında) alçak gönüllü bir duyarlık içindedirler; onlar ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler; arınmak (zekât) için yapılması gerekeni yaparlar; Ve onlar ki, iffetlerini korurlar." (023 Mü'minûn 001 - 005)