CANLI YAYIN

Irak petrolünde İngiliz oyunu

Eklenme Tarihi 10 Aralık 2015
1911'de Bahriye Nazırı olan Churchill, donanmada petrol kullanılması kararını verince İngiltere'nin petrol ihtiyacı doğdu. Şirketlerdeki kurnazlığıyla tüm Irak petrollerinin sahibi oldu

Osmanlı,
şartları dolayısıyla petrolün çıkarılması ve kullanılması, genel olarak da önemi ve değeri konusunda devrine göre geç kalmıştır. Ruslar 1820'de Bakü'de ilk rafineriyi kurarken Osmanlı'da ilk petrol arama imtiyazı 1887'de İskenderun civarı için verilmiş, yeterli petrol bulunamadığı gerekçesiyle de bu çabadan sonuç alınamamıştır. Osmanlı'nın ve daha sonra da Türkiye'nin petrol macerasında kilit bir isim vardır: Gülbenkyan. Aslen Talaslı olup Üsküdar'da 1869'da doğup büyüyen Kalust Gülbenkyan zengin bir tüccar babanın oğlu. Küçük yaşta Paris'e oradan da Londra'ya giderek Petrol Mühendisliği okumuş.

MUSUL'A GÖNDERİLDİ
Petrole olan ilgisi ve önemini anlaması muhtemelen babasının Rusya'dan lamba yağı ithal etmesiyle başlamış. Petrol işini yerinde, pratik olarak da öğrenmek için 1890'da Bakü'ye gider. Orada hem teknik hem de ticari olarak bazı girişimlerde bulunur. Dönüşünde izlenimlerini ve petrol yataklarını anlatan bir makale yayınlamış. Sultan Abdülhamid tarafından Musul'a petrol yataklarını, kapasite ve imkanlarını araştırmak üzere gönderilir. Dönüşünde hazırladığı raporda Musul Vilayeti içinde çok zengin petrol yatakları olduğunu söyler. Sanıldığı gibi Osmanlı, Musul'da petrol olduğunu Gülbenkyan'dan öğrenmedi. İlkel de olsa orada zaten petrol çıkarılıyordu. Sadece uzman gözüyle çok daha büyük imkanlar olduğunu gördü.

ORTAKLIKLAR KURULDU
Kalust Gülbenkyan önderliğinde, 1912'de Musul'da petrol aramak için kurulan Türkish Petroleum Company'nin (TPC-Türk Petrol Şirketi) % 50'si Osmanlı devletinin, % 25'i Deutsche Bank'ın ve kalan % 25'i de Royal Dutch- Shell'indi. Osmanlı'nın ortak almasının nedeni hem paralı olan bu işlem için destek araması hem de teknik yetersizliğiydi. Royal Dutch ile Shell'i birleştirerek bu şirkete ortak yapan Gülbenkyan'dı. Kendisi de bu işte şirketin % 5'ine ortak olmuştu.

HİSSELERİ SATIN ALDI
O sıralarda teknik bir karar tarihin değişimine sebep oldu. 1911'de Bahriye Nazırı olan Churchill, donanma gemilerinde artık kömür değil petrol kullanılması kararını verince İngiltere'nin muazzam derecede bir petrol ihtiyacı doğdu. İngiltere hemen Anglo-Persian Oil Company (APOC) adlı şirketin çoğunluk hisselerini devlet adına aldı. Bu şirket 1901 yılında William Knox D'arcy adında aslen madenci olan zengin bir İngiliz iş insanıyla, İran Şahı Muzafereddin arasında, İran topraklarında petrol aramak ve çıkarmak üzere kurulmuştu. Şirketin imtiyazı 60 yıllıktı.

ABD'YE SUS PAYI VERDİ
İngiltere sahip olduğu APOC vasıtasıyla, Osmanlı ile anlaşma yaparak TPC'nin % 50'sini satın aldı. Böylece şirketin % 75'i İngilizlerin, % 25'i ise Almanlar'ın oldu. I. Dünya Savaşı'nı kaybeden Almanya, hissesini Fransa'ya devretti. İngiltere ise dünyanın yeni gücü, kuzeni ABD'ye hisselerinin % 25'ni bir anlamda sus payı olarak vererek, Musul'da çok kazançlı durumu devam ettirdi. TPC, 1929'da ismini Iraq Petroleum Company yaparak adındaki "Türk" ifadesini Irak'a çevirdi, önce Musul'un sonra da bütün Irak petrollerinin sahibi oldu.



LÜKS İÇİNDE YAŞADI
Petrol tutkusu Kalust Gülbenkyan'ı servet sahibi yaptı. Gülbenkyan, kurduğu petrol şirketiyle, bölgedeki farklı ülkelere ait her petrol şirketinin yüzde 5 ortağı olup, o dönem dünyanın en zengin insanlarından birisiydi. 1902'de İngiliz vatandaşı olup, 1942'de Lizbon'a yerleşti ve öldüğü tarih olan 1955'e kadar lüks bir otelde yaşadı. Dünya onu altın kaplı arabası, kurduğu vakıf ve sanata yaptığı yatırımlarla tanıyor.



KANDAN DAHA DEĞERLİ
Osmanlı, özellikle İngiltere nedeniyle petrollerin getirdiği zenginlikten yararlanamadı. Bunun nedeni öncelikle I. Dünya Savaşı'nda ittifak yaptığı Almanya ile birlikte yenilmesiydi. Cumhuriyeti'n öncüsü olan kadrolar da Musul'u unutmadı ve 1920'de bu toprakların Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu ilan etti. Buna rağmen İngilizlerin önce hileli bir oldu bittisi, sonrasında da bir anlamda zor yoluyla bölgeden uzaklaştırıldı. Bu zenginliğin büyük kısmından özellikle II. Dünya Savaşı sonuna kadar asıl olarak İngiltere, nispeten az olarak da Fransa ve ABD yararlandı.

SAVAŞIN NEDENİ
Musul'un ve genel olarak da Irak petrollerinin değeri I. Dünya Savaşı'nın söylenmeyen nedenlerinden de birisidir. Churchill'e atfedilen "Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir" ve Çinliler'in "Petrol, öyle bir altındır ki gerçek altından bile daha değerlidir" sözleri, dünyanın dönmesi için gerekli olan enerjinin sağlanması için gerektiğinde her şeyin göze alınacağını anlatmaktadır.

TOPRAK ALTI ZENGİNLİK
Osmanlı dönemindeki Musul vilayetinin sınırları içinde kalan bölgede sadece petrol ve petrolün gaz hali olan doğalgaz bulunmamakta. Dohuk yakınlarında kömür, Süleymaniye civarında uranyum ve yine Dohuk ve Süleymaniye civarında demir, mermer ve bakır madenleri ve Musul şehrine yakın olarak sülfür rezervleri vardır. Kısacası Musul'un toprak altı zenginlikleri hem şansı hem de şansızlığı olmuştur. Çünkü toprağın altındaki cansızlar, o toprağın üstündeki canlılardan hep daha değerli kabul edildi.

PADİŞAHIN ŞAHSİ MALI
Sultan Abdülhamid, Gülbenkyan'ın raporu öncesinde, 1888'de ilk fermanı çıkarmış ve bir kısım toprakları kendisinin şahsi malı ilan edip, bu yerleri emlak-ı şahaneye kaydettirmişti. Bu uygulama, o toprakları bölgedeki devletlere karşı korumak için hukuki ve siyasi bir önlemdi. Sultan Abdülhamid, hal' edilip yerine Sultan Reşat tahta çıkınca, İttihat ve Terakki'nin isteği üzerine emlak-ı şahaneyi de kapsayan Hazine-i Hassa'nın büyük bölümü millileştirilip, bu araziler de devlete geçti. Cumhuriyet'le birlikte Hazine- i Hassa'nın tümüne devlet el koyunca padişahın şahsi malı kalmadı.