Çünkü hem iktisadi hem de jeopolitik olarak önemini koruyor.
Musul daha doğrusu coğrafi olarak Mezopotomya, tarihteki "hidrolik uygarlık" denen ırmak kenarında kurulmuş ve gelişmiş uygarlıkların en tipik örneklerinden birisidir. Fırat ve Dicle'nin bereketli toprakları binlerce yıldır insanlığa yurt oluyor, aş sağlıyor.
EL CEZİRE'NİN ARKA PLANI
İlkçağlardan itibaren Babil, Asur, Med ve Pers imparatorluklarının hakimiyetini gören Musul, 641'de Arapların yönetimi altına girdi. Emeviler, Musul'u merkez kabul eden eyalete "El Cezire" adını vermişlerdi.
Bugün ünlü bir yayın kuruluşunun adını taşıyan El Cezire'nin tarihsel arka planı bu eyalettir.
Musul, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında 1517'de fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de özellikle İran'a karşı askeri açıdan önemli bir Türk üssü yapıldı. Musul fethedilmeden önce Safevi beylerinden Ahmet Afşar'ın idaresindeydi. Musul, yüzyıllar boyunca Osmanlı-İran mücadelesine hatta zaman zaman savaşlarına sahne oldu. İran'ın Musul'u ele geçirme isteği hiç bitmedi.
STRATEJİK BİR BÖLGE
Osmanlı döneminde Musul olarak adlandırılan bölgenin batısında Zor sancağı, kuzeyinde Diyarbakır ve Van, güneyinde Bağdat, doğusunda ise İran vardı. Bu merkezi konumu Musul'u önemli bir geçiş noktası, dolayısıyla da askeri ve ticari açıdan stratejik bir bölge yapıyordu.
Musul, Osmanlı tarafından ilk kez 1587'de eyalet haline getirildi.
1623'teki Şah Abbas yönetimindeki İran saldırısı esnasında düşen şehir bir yıl sonra Hafız Ahmet Paşa tarafından geri alındı. 18. ve 19. yüzyıllarda İran tarafından desteklenen çok sayıda isyan hareketi Osmanlı tarafından bastırıldı.
Osmanlı idari yönetim modelinde merkezden çeşitli valiler gönderilse de Musul uzun yıllar "Abdülcelilzadeler" adıyla anılan yerel ailenin yönetimi etkisi altında kaldı. Celililer de denilen bu aile, İran'a karşı Osmanlı ile hareket ederek büyük faydalar sağladı. Bunun karşılığında da aile mensupları bölgede pek çok yerde vali veya o dönemin kaymakamı sayılan mutasarrıflık yaptı. Ocaklık adı verilen bir vergi yüzünden bölgede 1830'da başlayan ayaklanmada Musul Valisi Abdurrahman Paşa öldürülünce yerine gönderilen Mehmet Paşa uzun süren mücadele sonunda ayaklanmacıları ve Abdülcelilzadeler'i de ortadan kaldırarak Osmanlı'nın bu kez çok daha kesin şekilde vilayete hakim olmasını sağladı.
10 MADDEDE TARİHİ MUSUL SORUNU
1) Musul'un coğrafi olarak konumu, ticaret merkezi olmasına bir de petrol yatakları olarak zengin olduğunun ortaya çıkması, önemini hayati duruma getirdi.
2) I. Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle ayrılan Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasındaki Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918'de imzalandığı zaman Musul merkez başta olmak üzere vilayetin büyük kısmı hâlâ Osmanlı toprağıydı. Mütareke'nin 7. maddesi yani "İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır" hükmünü kötüye kullanan İngiltere tarafından işgal edildi.
3) Lozan Konferansı'nda Musul'un kime ait olduğu konusunda Türkiye ve İngiltere anlaşamayınca, antlaşmanın 3. maddesi gereği iki ülkenin kendi arasında sorunu çözmesi, 9 ay içinde çözülemezse de sorunun Milletler Cemiyeti'ne götürülmesine karar verildi.
4) 19 Mayıs - 5 Haziran 1924'te İstanbul'da Türkiye ve İngiltere arasındaki ikili görüşmede Türkiye'yi Fethi (Okyar) Bey, İngiltere'yi ise Irak Yüksek Komiseri Percey Cox temsil etmişti. Görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine Musul konusu İngiltere tarafından Ağustos 1924'te Milletler Cemiyeti'ne götürüldü.
5) Milletler Cemiyeti Konseyi konuyu Eylül 1924 ile Aralık 1925 arasında görüştü. Türkiye, Musul konusunun plebisitle (halk oylaması) çözülmesini istiyor, bölgede Türkmen nüfusun az olmasına rağmen Kürt aşiretlerinin Türkiye lehine oy vereceğini hesaplıyordu.
6) Konsey konuyu yerinden incelemek gerekçesiyle eski Macar Başbakanı Kont Teleki başkanlığında, İsveç ve Belçika üyelerden oluşan üç kişilik soruşturma komisyonu kurdu. Bu esnada İngiltere'nin tavrı yüzünden bölgede çatışmalar sürdüğü için "Brüksel Sınırı" adıyla geçici bir sınır oluşturuldu, bunu Türkiye de kabul etti.
7) Soruşturma Komisyonu, Temmuz 1925'te Konsey'e kararını sundu ve Türkiye'nin istediği plebisitin ancak tarafların rızasıyla mümkün olabileceğini söyledi. Bu doğrudan İngiltere'nin istediğinin olması demekti. Çünkü İngiltere plebisiti baştan beri kabul etmeyeceğini söylemişti. İngiltere zaten başından itibaren Konsey üyelerini kendi tarafına çekmişti.
8) Konseyin kararının bağlayıcı mı yoksa tavsiye niteliğinde mi olacağı konusunda hukuksal görüş için Lahey Adalet Divanı'na başvuruldu. Türkiye, çıkacak olumsuz kararı bildiği için kararın bağlayıcı değil tavsiye niteliğinde olmasını istiyor, meselenin içeriğine Adalet Divanı'nın karışamayacağını savunuyordu.
9) Adalet Divanı'nın Konsey kararının bağlayıcı olacağına dair görüşünden sonra Konsey de kararını açıklayarak Musul Vilayeti'nin tamamını Irak sınırları içinde bıraktı.
İngiltere de Irak'taki manda yönetimini uzatan kararını konseye sununca, Musul, kağıt üzerine Irak'a ama gerçekte İngiltere'ye bağlandı.
10) Türkiye için tek çare kalıyordu: İngiltere ile savaşmak. Bu yeni kurulan devleti tehlikeye atmak olacağı için gerçeklemesi imkânsızdı. Sonuçta; Türkiye, İngiltere ve Irak 5 Haziran 1926'da "Türkiye ile İngiltere ve Irak Arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması" adlı antlaşmayı imzaladı.
YARIN: Sultan Abdülhamid ve Musul Petrolleri