AVM'ye giren insan üç evre geçirir:
Keşif evresi: İlk başta hafif bir heyecan. "Şöyle bir bakayım" modundasın.
Yürüyen merdiven seni yukarı taşırken sanki hayatın da yükseliyor gibi hissedersin.
Sağda solda mağazalar, ışıklar, kampanyalar… O an kendini güçlü hissedersin. Çünkü henüz kart limitin dolmamıştır.
Kayboluş evresi: Bir bakmışsın üçüncü turunu atıyorsun. Aynı mağazanın önünden beşinci geçişin ama her seferinde yeniymiş gibi bakıyorsun. "Ben buradan geçtim mi ya?" sorusu zihninde yankılanır. AVM mimarisi zaten bir labirenttir. Minotaur yerine "Yüzde 70 indirim" yazan tabelalar vardır.
Kabulleniş evresi:
Artık yorulmuşsundur. Elinde poşetler, içinde pişmanlıklar… Oturacak bir yer ararsın. Bank bulamazsan mağaza önündeki tabure bile sana saray gibi gelir. O noktada içinden şu cümle geçer: "Ben buraya niye geldim?"
YEMEK KATI: MEDENİYETİN SON NOKTASI
AVM'nin en dürüst yeri yemek katıdır. Herkesin gerçek yüzünü burada görürsün.
Diyet yapanlar salata alır ama yanına patates kızartması ekler.
"Sadece kahve içecektim" diyen biri kendini hamburger menüyle bulur. Tepsiyi taşırken yaşanan o denge savaşı ise ayrı bir olimpiyat dalıdır.
Masayı bulmak zaten başlı başına bir başarıdır. Boş masa gördüğünde sprint atarsın. O sırada başka biriyle göz göze gelirsin. İkiniz de aynı masaya yürürsünüz. O an medeniyet ince bir ipliğe bağlıdır.
MAĞAZA ÇALIŞANLARI: GÖRÜNMEZ TAKİP SİSTEMİ
Bir mağazaya girersin.
"Sadece bakıyorum" dersin. Ama o çalışan seni bırakmaz. Sen tişörte bakarsın, o sana bakar.
Sen askıya dokunursun, o hemen düzeltir. İçinden "Abi ben hırsız değilim" diye bağırmak gelir.
Bir de kabin önündeki klasik soru: "Nasıl oldu?" İçinden "Ben de bilmiyorum, aynaya sor istersen" demek geçer ama sadece "iyi" dersin.
ÇOCUKLU AİLELER: KAOSUN MİMARI
AVM'de çocuk sesi yoksa o AVM çalışmıyordur. Koşan, bağıran, ağlayan, yere yatan… Hepsi var. Oyuncak mağazası önünde yaşanan krizler Birleşmiş Milletler gündemine girecek düzeydedir. Anne klasik cümleyi kurar:
"Almayacağım dedim!" Çocuk yerde dramatik performans sergiler. O an herkes içinden "Oscar bu çocuğa gitmeli" der.
ÇIKIŞ: GERÇEK HAYATA DÖNÜŞ
Saatler sonra çıkarsın. Hava değişmiştir. Güneş batmış, dünya dönmüş ama sen içeride aynı fonda yaşamışsındır.
Elindeki poşetlere bakarsın.
Aldığın şeylere bakarsın.
Sonra şu cümle gelir:
"Buna gerçekten ihtiyacım var mıydı?" Cevap nettir: Yoktu.
Ama önemli olan ihtiyaç değil, o anki mutluluktur. Zaten AVM dediğin yer de tam olarak budur: İhtiyacın olmayan şeyleri, ihtiyacın varmış gibi hissettiren dev bir tiyatro sahnesi.
Ve biz… Her hafta sonu aynı oyuna bilet alan sadık izleyicileriz.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Amerikalı bilim insanı Benjamin Franklin, elektriğin etleri daha yumuşak yaptığına inanıyordu. 1749'da bir hindi pişirmeye çalışırken, elektrik üreten Leyden kavanozlarından birine yanlışlıkla dokundu ve ağır elektrik şoku geçirdi. Kendi ifadesiyle "bir hindiyi öldürmeye çalışırken neredeyse kendini öldürüyordu." Franklin bu deneyimden sonra elektrik konusunda daha dikkatli olmaya başladı.
GülüYorum
@ibisewichz Omzumda 2 metrelik halıyla nefes nefese girdiğim halı yıkamacı "Buyrun ne vardı?" diyor."Halıyı gezmeye çıkardım bir selam verelim" dedik...
TESPİTLİYORUM
@madameproxima Milletin evi o kadar güzel ki foto çekilip duruyorlar, ben halı gözükecek diye anlık atamıyorum arkadaşlarıma...