CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak
LÜTFİ ALBAYRAK

Mahallede Commodore 64’ü olan çocuk

Eklenme Tarihi 11 Mayıs 2026
Mahallede Commodore 64'ü olan çocuk vardı ya… O çocuk normal çocuk değildi. Mahallenin teknoloji bakanıydı resmen. Hatta o dönem için zenginlik göstergesi araba falan değil buydu. Bir evde Commodore 64 varsa o ev artık sıradan ev olmaktan çıkıyordu. Orası mahalle çocuklarının gizli üssüydü.

Evinin önü sürekli kalabalık olurdu. Çünkü bütün mahalle "Abi oyun açsana" diye onların eve giderdi. Çocuğun annesi bizi artık misafir değil, evin demirbaşı gibi görüyordu. Kadın mutfağa geçerken göz ucuyla bakardı: "Yine mi geldiniz?" Evet teyze… çünkü oğlunuz mahallede teknolojiyi bulan ilk insan. Salonda yere dizilmiş 6-7 çocuk… herkes televizyona kilitlenmiş. O sırada kaset çalışıyor:




"Cızzzt… dırrr… zzztt…" Bugünün çocuğu o sesi duysa modemi bozuldu sanır.
Biz ise o seste heyecan buluyorduk. Çünkü o ses oyun demekti. Macera demekti. Sokakta top oynayıp ter içinde kalmış çocukların ikinci mesaisi demekti. Bir oyunun açılması bazen yarım saat sürüyordu. Ama kimsenin şikâyet ettiği yoktu. Şimdiki nesil 5 saniye reklam görünce uygulamayı siliyor. Biz yarım saat mavi ekran izleyip sonunda oyun açılınca sanki dünya kupasını kazanmış gibi seviniyorduk.
Ama oyunun açılmama ihtimali de vardı. Tam yüklenirken ekran sapıtınca odada cenaze sessizliği olurdu. Hemen içimizden biri teknik servis kesilirdi:
"Abi kafayı ayarlamak lazım." Ulan 10 yaşındasın, sanki bilgisayar mühendisi.

Bir çocuk kaseti üflerdi. Biri teybi hafif yana yatırırdı. Bir diğeri ciddi ciddi: "Şimdi olur bak" derdi. Mahallede herkes kendini IT uzmanı sanıyordu.
Joystick kavgası ayrı olaydı. İkinci kol hep bozuktur ama kimse kabul etmezdi. "Abi sen sert basıyorsun ondandır." Mahallede adalet yoktu çünkü cihaz onundu. Commodore'u olan çocuk mahallede aşırı havalıydı. Çünkü biz misket sayarken o bilgisayara kod yazıyordu. Ekrana iki satır yazı yazınca gözümüzde hacker oluyordu.


10 PRINT "MERHABA". 20 GOTO 10.

Kodunu görünce sanki Pentagon'a girmiş gibi etkilenirdik. Bir de oyunda iyi olan çocuklar vardı. Özellikle futbol oyunlarında herkesi yeniyorsa artık mahallede gayriresmî dünya şampiyonuydu. Kaybeden sinirden joystick'i bırakıp, "Zaten kol bozuk" derdi.
Çünkü hiçbir çocuk yenilgiyi kabul etmiyordu. O evlerde zaman farklı akardı. Dışarıdan anneler camdan bağırırdı:

"Hadi eve gel!" Ama gidemezsin. Çünkü birazdan yeni oyun açılacak. Mahallenin bütün çocukları tek televizyonun önünde toplanmış… biri çekirdek çıtlıyor, biri yere uzanmış, biri joystick sırası bekliyor… Aslında mesele sadece oyun değildi. Aynı heyecanı paylaşmaktı. Aynı ekrana bakıp birlikte sevinmekti. Şimdi herkesin cebinde bin kat güçlü telefon var ama kimse kapı çalıp "Abi oyun açsana" demiyor.
Teknoloji gelişti… ama mahalle hissi biraz kayboldu.



BUNU BİLİYOR MUYDUN?

Fransa'da XIV. Louis döneminde bir adam, bir somun ekmek çaldığı için "açlıktan ölme" cezasına çarptırıldı.
Adamın tek kızı, onu her gün ziyaret ediyordu ancak yiyecek götürmesi yasaktı. Mahkumiyetten 4 ay sonra adam hâlâ hayattaydı ve neredeyse hiç kilo kaybı yoktu. Yetkililer, kızının bebeğinin sütünü babasıyla paylaştığını görünce büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Bu fedakarlık karşısında yargıçlar babasını serbest bıraktı. Bu olay o kadar etkileyiciydi ki, yapılan tablo 30 milyon avroya satıldı.



GülüYorum

Şimdiki kocamla sevgiliyken 2017 yılında ona ilk kez kek yapmıştım sevinsin diye. Babam da bunu görmüştü ve keki götürmemem için 600 TL'ye ona satmamı teklif etmişti. İnanılmaz bir yüzsüzlükle yaptığım keki pazarlıkla 1000 TL'ye babama satmıştım.
TAKVİM UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN