CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Uysa da uymasa da

Eklenme Tarihi 11 Mart 2016

Osmanlı'nın son dönem maarif nazırlarından birisinin, 'şu mektepler olmasaydı maarifi gül gibi idare ederdim' dediği rivayet edilir. Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri de, 'şu gerekçe işi olmasaydı ne güzel kararlar alırdık' diyor olabilir. Dündar ve Gül meselesi ile ilgili kısa kararları gibi, gerekçeleri de çok tartışılacak çünkü. AYM, Dündar ve Gül Dosyası ile ilgili 'ihlal' kararının gerekçesini açıkladı. Ancak 33 sahifelik kararda eleştiriler konusunda tatminkar bir cevap yok!.. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gerekçe sonrası sarf ettiği "AYM bu mahkemede kendini birincil mahkemenin yerine koymuştur. Yargıtay gibi de bu noktada inceleme yapması doğru değildir" sözleri, konunun esasına işaret ediyor. Önce karar açıklanıp, gerekçenin sonra yazılmasının sağladığı imkanla, gerekçede kararın açıklanması sonrası yapılan eleştirilere cevap sadedinde satırlar da göze çarpıyor. Ama mesele temelden sıkıntılı olduğu için, eleştirilere cevap vermek için kullanılan argümanlar da problemli. Daha önce yapılmış belki yüzlerce başvuru dururken, bu dosyanın neden apar-topar öne alındığı hususunda bir açıklık yok mesela. Bırakın tüketilmesini, olağan hukuk yollarının henüz başlatıldığı bir dosyanın nasıl olup da bireysel başvuru kapsamında kabul edildiği konusunda da herhangi bir netlik yok. Gerekçeli karardaki 'olağan kanun yollarının tüketilip tüketilmediği hususundaki takdirin Anayasa Mahkemesi'ne ait olduğu' şeklindeki vurgu da anlamsız. Görülmesine henüz başlanmamış bir dosyadan bahsediyoruz ve birçok hukukçunun dile getirdiği gibi AYM'nin kısa kararı ve sonradan açıkladığı gerekçe, davanın esası ile alakalı görüşler de taşıyor. Bu da, dosyanın bundan sonraki seyrinin etkilenmesi demek.

Ok yaydan çıktıktan sonra

AYM'nin sanıkların tutukluluk hallerinin sona ermesini sağlayan kısa kararında ve sonra yazılan gerekçesinde, Dündar ve Gül'le ilgili olarak görülen davanın bundan sonraki seyrini ciddi şekilde etkileyebilecek hususlar var. İki kişinin serbest kalmasını sağlamak için yapılmış gibi gözüken girişim, belki de bütün hukuk sistemini ciddi şekilde etkileyebilecek neticeler doğurabilecek. Çünkü karardaki 'birinci derece mahkemenin tutuklama kararında, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğü açısından hak ihlali yapıldığı' şeklindeki tespitin, davanın görülmekte olduğu mahkemeyi etkilemesinin kaçınılmaz olduğu, hukukçuların ortak kanaati. Bu tehlike hissedildiği için olsa gerek, bunu kaldırabileceği düşüncesiyle gerekçeye konulduğu anlaşılan "İnceleme, başvurucular hakkında derece mahkemesinde devam eden davanın esasına ilişkin değildir ve başvuru konusu haberlerin yayımlanmasının suç oluşturup oluşturmadığını kapsamamaktadır" şeklindeki cümle de, 'ifade hürriyeti ve basın özgürlüğü açısından hak ihlali yapıldığı' tespitinden sonra anlamsız. Yani 'ok yaydan çıkmış' durumda. Durum biçimsiz. Hukukun zirvesi olan AYM, 'uysa da uymasa da' mantığı ile kararlar alıyor. Kanun koyucuların, bu mahkemenin üyeleri yanlış bir şey yapmazlar düşüncesiyle sınırlama koymamış olmaları, sistematik ihlallerin ana kaynağı... Yanlış yapmalarının önüne geçmenin yolu, onların da bir şekilde denetlenebilmesinden geçiyor...