Dahası, karar bekleyen onca dosya arasından bahsi geçen kişilerin dosyasına öncelik vererek, tutuklanmaları ile alakalı 'hak ihlali' kararı verirken, henüz başlamamış davanın esası ile alakalı yorumda da bulundu. Bunun hukuki karşılığı da mahkemeyi yönlendirmeye çalışmaktır herhalde.
Daha evvel benzerini defalarca yaşadığımız gibi garip bir durumla karşı karşıyayız. Kanun koyucular, AYM ve benzeri yüksek yargı organı üyelerinin yanlış yapmayacağını düşünmüş olmalılar ki, son merci olan bu tür kurumların kararlarının 'kesin' olmasında herhangi bir mahzur görmemişler. Yok hükmünde kararlar... Oysa ilgili mahkeme ve başka bazı kurumların, mevzuatı zorlayarak ya da düpedüz ihlal ederek aldıkları birçok karara maruz kalınınca, denetleyenlerin de bir şekilde denetlenmesi ihtiyacı kendini çok önceleri belli etmişti.
AYM'nin yapısı ile ilgili olarak 2010'da yapılan değişikliğin, bu ihtiyacı kısmen göreceği düşünülmüş olsa da, Twitter Kararı'nda olduğu gibi Dündar ve Gül Kararı da, denetleyenlerin de denetlenmesi ihtiyacının halen var olduğunu göstermiş oldu.
Son merci olmanın rahatlığı ile olsa gerek, aslında alınmaması gereken türde kararlar alınabiliyor. Çünkü bütün hukukçuların bildiği gibi, mevzuata uygun olarak hareket edilmediği için, aslında yok hükmünde yani keenlemyekün kararlar bunlar. Bunlara yönelik haklı eleştiriler 'mahkemenin kararlarının herkesi bağlayacağı' hatırlatmasıyla aşılmaya çalışılsa da, yine herkesin bildiği gibi, AYM'nin kararları kesin olsa da, bu mahkemenin Anayasa ve kanunları ihlal ederek karar almaması da gerek.
Yasamanın bundan sonra benzeri durumlarla karşılaşmamak için ne tür bir tedbir düşündüğünü bilmiyoruz, ancak böyle bir ihtiyaç olduğu çok açık. Yok hükmünde kararlar alınmaması, alınsa bile uygulanmak zorunda kalınmaması için bir yol bulmak gerek...