Latin Amerika'dan sonra Cumhurbaşkanı'mızla Batı Afrika'da Fildişi Sahili, Gana, Nijerya ve Gine'ye yaptığımız ziyaret yaşı uygun olanlara Türkiye'nin 50'li, 60'lı yıllarını hatırlattı. Bir yanda lokal gelişmişliğin emaresi olarak ihtişam, diğer yanda ise sefalet. Merkezi mahallerde lüks ve pahalı binalara eş olarak steril bir hayat tarzı dikkatinizi çekerken, varoşlara doğru gittiğinizde salaş bir yapılanma ve bununla beraber insanların nasıl yaşayabildiklerine şaşırdığınız ortamlar dikkat çekiyor.
Bir ülkede yol kenarlarına açılmış sığ kanalların ihtiyaç giderme amacı ile kullanıldığını duymak, inanılmaz bir hikaye gibi geliyor mesela. Her birisi gelişme aşamasında olan bu ülkelerin sağlıklı bir şekilde yeniden yapılanabilmeleri yıllar alacak belli ki. Tabii bunu yapmaya niyet etmeleri durumunda çevresel şartların buna müsaade edip etmeyeceği temel mesele. Kestirmeden söylenebilecek olan da şu: Yakın bir zamana kadar bu ülkelere hükmeden yabancılar ve sonrasında meşaleyi devralan onların uzantısı zihniyet, kendilerinin yaşayabileceği lokal alanlara ağırlık verirken, geneli ciddi şekilde ihmal etmişler. Şimdi ülkelerin tümünün yaşanabilecek hale gelebilmesi için genel bir seferberlik gerek ve bu da kolay değil.
Ülkelerin çoğunda artık gerçek ihtiyaçların farkında olan ve mevcut imkanlarla bunları Nasıl halledebileceklerini düşünen yönetimlerin varlığı ciddi bir şans. En önemli motivasyonları da başka çarelerinin olmayışı.
Latin Amerika'da ve Afrika'da gittiğimiz ülkeler, ülkemiz açısından bir başka önemli hususu ortaya koyuyor. Türkiye hiçbir ülkeye 'oradan ne alabilirim' düşüncesi ile gitmiyor. Temel niyet karşılıklı ilişkileri ve tabii bu arada ticaret hacmini geliştirmek olsa da, heyette bulunan TİKA, Kızılay ve diğer yardım kuruluşları, ülkemizin daha çok 'ne verebilirim' sorusuna aradığı cevabı temsil ediyorlar. Bu durum sadece yardımlaşmayı amaç edinen kuruluşlar için de geçerli değil. Bir ülkenin kanalizasyona muhtaç sokaklarında dolaşırken yanınızda bulunanların hepsinin, buralara yardım edilmesi gerek sözlerine muhatap oluyorsunuz.
Son yıllarda özellikle Afrika ülkelerinde yoğunlaşan yardım faaliyetlerinin ne manaya geldiğini de daha iyi anlıyorsunuz bu arada.
Herhangi bir Afrika ülkesinde su kuyusu açmanın, oradaki insanlara katarakt ameliyatı olma imkanı sağlamanın ne demek olduğunu da... Kim ne derse desin, Devletimiz ve Milletimiz doğru olanı yapıyor. Daha çok ne verebilirim sorusuna cevap bulmak amacıyla çıkılan yolda alabileceğiniz şeyler doluyor şüphesiz. Karşılıklı münasebetler ve ticari ilişkilerin gelişmesi gibi. Bu da iyi niyetin bereketi muhakkak. Bütün bu coğrafyalarda, daha fazla ne koparabiliriz niyetiyle dolaşanların sayısında az değil çünkü...