Eskisi gibi toto oynar gibi de değil durum. Bir kesim açısından önemli dosyalar söz konusu olduğunda beklenmedik ataklar oluyor artık.
Yakın dönemdeki Twitter Kararı'nda olduğu gibi.
İzahı mümkün olmayınca da savunma pozisyonu aynı tavrı takınıyor: Uyacaksınız, Anayasa böyle...
Zaten Anayasa'da yazılı olanı yani herkesin bildiğini tekrarlamak belli açılardan gerekli ve söyleyene göre anlamlı olsa da, esas soruların cevapsız kalması zihinlerde ciddi soru işaretleri bırakır. Bir mesele aşırı zorlamalarla izah edilmeye çalışılıyorsa, ortada sakil bir durum var demektir. Anayasa Mahkemesi'nin aldığı son kararda olduğu gibi.
Herkesi bağlasa ve yine her kurum uymak zorunda olsa da, içe sinmesi ve saygı duyulması anayasa gereği değil şükür. O durumda iş iyice dayanılmaz hale gelirdi çünkü.
Olağan hukuk yolları tüketilmeden, dahası adli mekanizma daha çalışmaya bile başlamadan alınan bir karardan bahsediyoruz.
İlk derece bir mahkemenin aldığı bir kararı iptale yönelik olmanın yanında, bundan sonraki işleyişi bloke etmeyi amaçlayan bir karar bu.
Son merci olmanın rahatlığı, anayasa kaynaklı uyma ve uygulama mecburiyeti konunun en vahim tarafı.
Olup biten ve buna sebebiyet verenlerin tavrı, 'biz yaptık oldu' demekten öteye değil. Ne olduğu belli.
Söz konusu karara imza atan AYM üyeleri, kendileri açısından önemli gördükleri birtakım sebeplerle kamuoyu vicdanını yaralayan ve dahası geçmiş vesayet dolu yılları hatırlatan bir davranışta bulundular.
Bunu yapmalarını gerektiren önemli sebebin ne olduğu ile alakalı değerlendirmeler ise değişik.
Onlar durumun hassasiyetinden dem vuruyor olsalar da, kahir ekseriyet ne olduğunu tam bilmedikleri bir mecburiyetin kokusunu alıyor.
Yapısı gereği 'ağır' takılması gereken bir kurumun bu kadar acele etmesi pek hayra alamet değil çünkü.
Denetleyenler de denetlenmeli
Bekleyen başka dosyalar ve belki çok daha ağır mahrumiyetler varken, en azından ilk duruşma bile beklenmeden alınan karar, yargının tepelerindeki paralel etkiyi hatırlatmakla kalmayıp, üyelerin kendilerine yakıştırılamayacak bazı durumlara düşüp düşmediklerini de sorgulatıyor. AYM'nin aktüel meselelerin hassasiyetini kovaladığına inanmak mümkün olmadığından, birilerinin söylediği gibi mücerret hak ihlali kaygısı da anlamsız.
Meselenin gelip dayandığı nokta 'denetleyen ama denetlenemeyen kuruluşların' da muhakkak bir tür denetleme mekanizmasına kavuşturulmaları gereği. Madem ki bu makama geldik, bize katlanacaksınız tavrı hepimize zarar verir bir hale gelmiş durumda çünkü.
Yeni bir anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarının odak noktası olan kuvvetler ayrılığı tam da bu türden durumları bir düzene sokabileceği için çok daha önemli hale gelmiş durumda. Evet, herkes denetlendiğini göre denetleyenler de denetlenmeli!..