Milletimiz birçok felaket karşısında yaralarını sarmayı başarmış, dayanışma içinde olduğunu hep göstermiştir. Ölümlere karşı yaşamın yanında saflaşacağımız günleri yaşarken, Van'daki acıdan bir ders çıkaralım. Fotoğraf karelerine bakın. Van'da insanlık tek yumruk olmuş. Yurttaşlar, Mehmetçikler, canla başla enkaz kaldırmaya; polis vatandaşla el ele hayat kurtarmaya çalışıyor.
Yaralarımızı sarma gününde herkesin kader birliği içinde hareket etmesi, milletimizin felaketlerin üstesinden gelecek inanç ve ruha sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Her an deprem olacakmış gibi
"Deprem gerçeğiyle yüzleşmek, depremle yaşamaya alışmak'' zorunda olduğumuz ortada. 17 Ağustos 1999 depreminden sonra deprem uzmanları sürekli olarak bu cümleyi kullandı.
Peki, aradan geçen 12 yıl sonra depremle yaşamaya bizler alışabildik mi? Deprem kuşakları üzerinde oturan Türkiye'nin ne denli hassas olduğunu, bir depremin yol açacağı tahribatın boyutlarını, eski depremler tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Depremlerin sürpriz olmadığına ilişkin pek çok veri ve haritalar var elimizde.
Yüzlerce insanımızın ölümüne yol açan son felaket, aynı zamanda ülkemizdeki afet yönetimiyle ilgili önemli gerçekleri de yeniden ortaya koydu. Marmara depreminin üzerinden 12 yıl geçti. Binlerce insanımızın hayatını kaybettiği, yaralandığı, binlerce çocuğumuzun yetim ve öksüz kaldığı bu felakette yaşadıklarımızı unutmadık.
Gölcük depremi sonrasında, depremlerin zararlarının en aza indirilmesi konusunda yol haritaları hazırlandı. Tüm bunların ışığında ciddi çalışmalar yürütüldü. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda, doğal afetler karşısında hala atılması gereken adımlar olduğunu görüyoruz.
Şimdi Van'da meydana gelen acı ve üzüntülü olaydan sonra yapılması gerekenleri bir kez daha gözden geçirmek, sağlam bir muhasebe yapmak zorundayız.
Yaşananlardan ders çıkararak, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği karşısında vatandaşlarımızı bilinçlendirmek ve eksiklerimizi hızla tamamlamak durumundayız. Bu süreçte devlete, sivil toplum örgütlerine ve tek tek bireylere önemli sorumluluklar düşmektedir.
Depreme karşı yapısal bilinç
Depremde hasar gören binalar, toplumda can kaybı, yaralanmalar, ev ve işyeri kayıpları ve toplumsal hayatın kesintiye uğraması gibi yıkıcı ve trajik sonuçlar yaratmaktadır.
Binalarımızın önemli bir kısmının can güvenliği sağlayacak yeterlilikte olmadığı anlaşılıyor. Örneğin, 1999 İzmit ve Düzce depremlerinde yaklaşık 52 bin bina hasar görmüştü. Bu binaların; yüzde 70'i orta ve hafif, yüzde 25'i ağır hasarlı, yüzde 5'i ise yamyassı olacak şekilde yıkılmıştır. Hasarlı binaların yüzde 45'i de kullanılamaz hale gelmişti.
Erciş'te yine bu olayı aynen yaşadık. Oysa bu binaların çoğu iyi tasarlanmış, iyi malzeme kullanılarak inşa edilmiş olsaydı yıkılmazdı.
Depreme dayanıklı binalardan oluşan bir yapılaşmanın çok çabuk olabilecek bir şey olmadığı, işin emek gerektirdiği ve böyle bir yapılaşmanın gerçekleşmesinin zaman alacağı ortada ama bu yola girmemiz kaçınılmaz bir gerçektir. Binaların güçlendirilmesi veya yenilenmesi; küçükten büyüğe her binanın, geçerli deprem şartnamesine uygun olarak inşa edilmesi gerekmektedir.
Herkesin, binaların tasarım ve yapım sürecinden, bakım ve onarımına kadar yapıların mümkün olduğunca depreme dayanıklı olması için çaba göstermesi mecburiyeti vardır. Bunun için her bireyin, binaları depreme dayanıklı hale getiren unsurlar ile ilgili bilinçlendirilmesi gerekir.
Toplum olarak hep birlikte hareket edersek; hayat kurtarabilir, yaralanmaları ve maddi kayıpları engelleyebilir veya en aza indirebiliriz.
Fakat bunu sağlamak için, doğayla savaşan değil, işbirliği yapan bir toplum olmak zorundayız.