CANLI YAYIN

Lâle köftesi

Eklenme Tarihi 16 Nisan 2013
Emirgan Korusu başta olmak üzere İstanbul'un parklarının, bahçelerinin tümü lâlezar olmuş.
Ve dahi madem ki "dağlarına bahar gelmiş memleketimin" öyleyse biz de baharın simgelerinden olan lâlenin pek bilinmeyen bir yönünü, köftesini anlatalım.
Rivayete göre 1500'lerin ikinci yarısında İstanbul'dan kumaş getiren bir gemi Anvers Limanı'na yanaştığında içinden yükünün yanı sıra bir çuval da lâle soğanı çıkmıştı. Kumaşları ithal ettiren Flaman tüccar, hediye olarak gönderilen ama daha önce hiç görmediği bu "yiyeceği" yağda kızartıp yemiş, tadını beğenince kalan kısmını da bahçesine ekmişti. Bir süre geçince bahçede daha önce hiç görmediği çok zarif ve garip çiçekler çıkmaya başlamıştı.
Bitkilerden anlayan bir dostuna haber verdi, "Bu çiçek de neyin nesi" diye gösterdi ama o da bilemedi. En sonunda ünlü botanikçi Clusius'a mektupla ulaştılar.
Yeniliklere aç olan Clusius, aslında tıp okumuş koyu Katolik bir ailenin çocuğuydu ama baskıcı ortamdan, kiliseden yılıp Protestan olmuş, hiç evlenmeyip bütün ömrünü bilime adamıştı. Derler ki işte lâle Hollanda'ya böyle girmiştir ve Clusius sayesinde de tanınıp, yaygınlaşmıştır.
Biz okullarda tarih dersinde "Lâle Devri"ni yarım yamalak biliriz. O döneme bu ismi veren tarihçi Ahmet Refik'tir, bu adlandırmayı yaygınlaştıran ise şair Yahya Kemal. Bizim lâle devrine benzer bir dönemi, Hollanda 1636-
1637 yılında "lâle çılgınlığı" ismiyle yaşadı ve üç ay içinde lâle soğanı fiyatları 20 katına çıktı. Usta bir lâle yetiştiricisi ise büyük paralar kazanıyordu.
Yine okuldan kulağımızda kalanı o dönemin yani bizim lâle devrimizin bir zevki sefa devri olduğudur.
Sadece eğlence değildi kuşkusuz o dönem, örneğin sanayileşmenin bir kısmı da o dönemin eseridir ama yine de biz lâle deyince bir rahatlık, güzellik, hoşluk duyguları hissederiz.
Kuşkusuz bu duygumuzda haklıyız da çünkü lâle gerçekten güzeller güzeli bir çiçektir. Ama Hollanda tarihi için lâle aynı zamanda tarihinin en acı döneminin de simgesidir.
Alman ordularının Hollanda'yı işgal etmesi sonucu 1940'ta İngiltere'ye sığınan Hollanda Kraliçesi Wilhelmina, Müttefikler'in Güney Hollanda'ya girmesi sonucu Hollanda demiryolu işçilerine grev çağrısı yaptı. İşçiler de bu çağrıya katıldı. Direniş kuvvetleri de Alman birliklerine karşı sabotaj eylemlerini arttırdı. Buna kızan Almanlar, Kuzeybatı Hollanda'ya yapılan bütün yiyecek sevkiyatını durdu. 1944-
1945 kışı, Hollanda için "hongerwinter" yani "açlık kışı" oldu; çoğu çocuk yaklaşık 20 bin kişi açlıktan öldü. İşte o açlık günlerinde Hollanda halkı en çok lâle soğanı yemiştir. Gerçi Clusius da yiyecek olarak denemiş, şekere yatırmış ve çok lezzetli bulmuştu ama açlık günlerinde resmi makamların tavsiyesi, bu soğanların "lâle köftesi" şeklinde yenmesiydi. Bir de tarif vermişlerdi:
1 fincan kuru fasulye ve 1 fincan lâle pişirilecek. Soğuyunca karıştırılıp püre haline gelene kadar ezilip, yoğurulacak. Eğer bulabilirseniz soğan, kekik, tuz katın.
Köfte şekline getirip yağlayarak fırında kızartın.
Hayat bu, bazen keyif olur lâle, bazen de yiyecek; çünkü Cemal Süreya'nın dediği gibi "Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız"