CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak
LÜTFİ ALBAYRAK

Sosyal medyada abartı dili ve edebiyatı

Eklenme Tarihi 07 Mayıs 2026
Bazı insanlar vardır… Hayatı yaşamaz, spiker gibi anlatır. Sanki her gün kendi belgeselinin dış sesiyle geziyor.
Normal insan der ki: "Sabah işe geç kaldım." Abartıcı insan şöyle anlatır:
"Sabah zaten evden bir çıktım… Evren resmen bana karşı birleşmiş. Trafik kitli, hava kapalı, insanlar gergin… Tam bir kaos ortamı." Abi metrobüs gecikmiş sadece. Bunların hayatında orta seviye olay yoktur.

Ya "efsane"dir… Ya "felaket." Mesela kahvaltıya giderler: "Hayatımın en iyi serpmesi olabilir." Bir hafta sonra aynı yere tekrar giderler:
"Eskisi gibi değil ya, bozmuş." Sanki Michelin müfettişi. Bir de hikâye anlatırken dramatik sessizlik eklerler. Tam kritik yerde durur:
"Ve sonra kapı açıldı…" Herkes gerilir. İçeri kim girdi sanıyorsun?



Kargo.
Ama öyle bir anlatıyor ki sanki yıllardır kayıp olan kardeşi dönmüş. Abartıcı insanın en güçlü özelliği detay şişirmedir. "Abi sana yemin ediyorum önümdeki adamın boyu üç metre vardı." Kardeşim basketbolcu görmüşsün işte. Balık tutan dayılar zaten bu işin profesörüdür.
"Bir balık geldi… Tekne yana yattı." Dayı, tuttuğun şey istavrit.

Bir de "herkes" kullanımları vardır. "Abi herkes bana baktı." Kimse bakmadı. Millet kendi kredi kartı borcunu düşünüyor zaten. Ama onun zihninde olay şöyle: Bir mekâna giriyor… Müzik kesiliyor… İnsanlar dönüp bakıyor… Garson fısıldıyor: "Demek o geldi…" Aslında kapıya yakın masaya çarpıp sandalye düşürdü. Spor yapan abartıcılar da vardır. İki gün fitness'a gider:



"Vücut kendini toplamaya başladı." Üçüncü gün aynada omuz arıyor. Protein tozunu öyle anlatıyor ki sanarsın süper asker serumu içiyor.
Diyet yapanların dramatik hali ayrı. Bir gün tatlı yemeyince: "Şekerle savaş veriyorum." Kardeşim baklava yemedin sadece, Kurtuluş Savaşı değil. İlişkilerdeki abartı ise başka seviye.

"Bana eskisi gibi bakmıyor." Nereden anladın? "Mesaja üç dakika sonra döndü." Üç dakika… Türkiye'de bazı kargolar daha uzun sürede geliyor.
Kavga anlatırken de olay büyür. "Abi çocuk üzerime yürüdü." Video çıkıyor… İki kişi birbirine uzaktan "Sen ne diyorsun ya?" demiş.
Ama en büyük abartı hastalıkta çıkar ortaya. Adam grip olmuş: "Ben gidiyorum galiba…" Çorba içerken vasiyet bırakıyor.
Türk milleti olarak bu konuda zaten doğal yetenekliyiz. Bir misafirlikten döneriz:"Bizi öldürdüler yemekten." Halbuki iki sarma fazla yedik.

Düğün anlatılır: "Ortalık yıkıldı." Hiçbir şey yıkılmamış. Sadece halay biraz coşmuş. Ama dürüst olmak lazım… Bu insanlar olmasa sohbetlerin yarısı tatsız olurdu. Çünkü bazı insanlar anı biriktirir… Bazıları ise anıya efekt basar. Ve bazen gerçekten ihtiyaç duyuyoruz buna. Çünkü düz anlatınca hayat fazla normal geliyor. Biraz abartınca sanki herkes kendi filminin başrolü oluyor. O yüzden Türkiye'de hiçbir olay olduğu gibi anlatılmaz. Küçük bir aksilik "travma"… Ufak bir başarı "destan"… Basit bir tesadüf "film gibi olay" olur. Biz aslında yaşadığımızdan çok, anlattığımız hayatı seviyoruz.



BUNU BİLİYOR MUYDUN?


Fransa Kraliçesi Marie Antoinette'in, "Coco" adında bir papağanı vardı. Kraliçe, papağanını o kadar çok seviyordu ki papağanın özel bir koruma ekibi vardı. Papağanın koruma ekibi, dönemin Fransa başbakanından daha fazla sayıda muhafızdan oluşuyordu.
Halk, "Kraliçe'nin papağanı bizim başbakanımızdan daha iyi korunuyor" diyerek tepki gösterdi. Kraliçe, bu tepkilere "Papağanım konuşuyor, başbakanım konuşmuyor" diyerek cevap verdi.


TESPİTLİ YORUM

@oqshnysl1 Erkek adam dediğin sakal traşı olurken Hayko Cepkin modelinden tut, Hitler bıyığına kadar olunabilecek her türlü traşı olup annesine, kardeşlerine "Nasıl olmuş" demeden o traşı bitirmez.
TAKVİM UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN