Uğurlu forma:
O forma giyildiğinde takım kazanır. Ter kokmuş, ütüsüz, yırtık olabilir ama asla yıkanmaz.
Yıkanırsa büyü bozulur.
Aynı çorapla maça gitmek:
Maç öncesi dolaptan değil, doğrudan yerden alınır. Delik bile olsa, "Bu çorapla gol attım" denir.
Saati sıfırlamak:
Maçtan önce kol saati sıfırlanır.
Bu bir uğur değilse bile, uğura dönüşmesi an meselesidir.
Arabada hep aynı şarkı:
Önemli günlerde hep aynı şarkı açılır. Şarkı değil, zafer çağrısıdır. Değiştirilirse sonuç da değişir.
Uğurlu biriyle mesajlaşmak:
Maç sırasında mesaj attığı kişiyle galibiyet geldiyse, artık o kişi "Taktiksel ekip" sayılır.
Maç boyunca yazışılır.
Tıraş ritüeli:
Bazısı tıraş olur galibiyet gelir, bir daha hep tıraş olur.
Bazısı sakalla kazanır, makası bile eline almaz. Ne olursa olsun sebep tıraşta bulunur.
Uğurlu anahtarlık / yüzük / bileklik:
Kaybolsa hayat durur.
Uğur eşyası olmaktan çıkıp karakterin bir uzvu haline gelir.
Kendine özgü maç duası:
İçinden mırıldanarak edilen küçük bir dua. Söylenmezse takım dağılır, söylendiğinde galibiyet kaçınılmazdır. (Tesadüf olabilir ama önemli olan inanç).
Maç boyunca yer değiştirmemek:
Takım gol attıysa oturduğu yerden kıpırdamaz. Aç bile olsa su içmez, skor değişmesin diye susuzluktan kurur.
Televizyonun sesini kısmak/açmak:
Bazı goller "sessiz modda" gelir. O yüzden televizyon sesi maç boyunca "o uğurlu ayarda" kalır. Yanlışlıkla değişirse maç da gider.
Maçtan önce aynı yemeği yemek:
Her derbiden önce döner, her şampiyonluk maçından önce mercimek çorbası. Değişirse takım ritmini kaybeder.
Aynı yerde izlemek:
O maçı hangi kafede izlediyse, bir daha hep orada.
Uzakta da olsa, trafik de olsa, uğur mekânda saklıdır.
Aynı küfrü etmek:
Hakeme, rakibe ya da teknik direktöre edilen o "uğurlu küfür" vardır. Edilmezse gol yenir.
Uğurlu uğursuz kişi inancı:
Maçı izlemeye geldiğinde takım hep kaybeden bir arkadaş vardır. O kişi geliyorsa, camdan bakılır. Gelmiyorsa zaferdir.