PARTNERİNİN yediği şeyi "Bir tadına bakayım" diyerek bitiren insan, ilişkinin en profesyonel stratejik oyuncusudur. Bunlar sevgili değil, gastronomi korsanı.
Ve ilginç olan şu: Bunu o kadar sevgi dolu bir yüzle yaparlar ki soyulduğunu geç fark edersin.
Her şey masum başlar.
"Canım ben aç değilim." Bu cümle, yaklaşan felaketin ilk sirenidir. Çünkü gerçekten aç olmayan insan menüye 14 dakika boyunca bakmaz. Ama bakar. Hatta senin siparişini senden daha dikkatli inceler.
"Bu güzel duruyor." Evet… Çünkü birazdan senin olmayacak.
Sonra siparişler gelir.
Kendi tabağına şöyle bir bakar.
Seninkine daha uzun bakar.
İşte o an restoran sessizleşir.
Zaman yavaş akar. Göz teması kurulur.
Ve o tarihi cümle gelir:
"Bir tadına bakayım mı?" Bu sorunun cevabı aslında önemli değildir. Çünkü o çatal o tabağa girecek. Sen "hayır" desen bile surat düşer. Kendini cimri gibi hissedersin. Sanki devlet sırrını paylaşmıyorsun da iki patatesi koruyorsun.
Ama mesele iki patates değil.
Mesele sistematik yok oluş.
Çünkü normal insan "tatmak" için minicik alır.
Bunlar kepçe mantığıyla çalışıyor.
Hamburgerin içinden et çekiyor resmen. Patatesleri tek tek değil, avuç mantığıyla topluyor. Pizza yerken öyle bir dilim koparıyor ki geriye harita gibi şekilsiz bir şey kalıyor.
En ilginç tarafı da şu:
Kendi siparişi hâlâ duruyordur.
Önünde full makarna var ama senin hamburger daha cazip gelir. Çünkü psikolojik olarak başkasının yediği yemek her zaman daha güzel görünür.
İlişkide bunun bilimsel adı yok ama halk arasında adı belli:
"Gözü senin tabakta kalmak." Bazıları işi profesyonelliğe dökmüş durumda.
Sen sipariş verirken müdahale eder:
"Bence büyük boy söyle." Neden?
"Ortak yeriz." Hayır kardeşim, ortak yemeyiz.
Bu ortaklık değil. Bu hisse devri.
Yemeğin çoğunluk hissesi el değiştiriyor.
İçeceklerde de aynı durum vardır.
"Ben istemiyorum." Sonra senin kolana pipetle yanaşır.
Bir yudum alır.
Ardından bir daha.
Sonra bir daha.
Bir bakmışsın içeceğin yarısı gitmiş ama hâlâ "Ben aslında gazlı şey sevmiyorum" diyor.
Tatlı kısmı daha dramatiktir.
"Tatlı söylemeyelim boş ver." Sen içinden güçlü olmaya çalışırsın.
Sonra masanın ortasına senin söylediğin cheesecake gelir.
Ve o meşhur cümle:
"Ben sadece çatalla ucundan alacağım." O çatalla alınan "uç", Karadeniz Ereğlisi kadar alan kaplıyor.
İşin kötüsü, insan buna sinirlenirken bile gülemiyor değil.
Çünkü bu davranışın içinde garip bir ilişki samimiyeti var. Kimse gidip yabancının tabağından soğan halkası çalmaz. Bu, aşkın küçük çaplı suça dönüşmüş hâli.
Ve bazı çiftlerde roller tamamen bellidir.
Bir taraf sipariş verir.
Diğer taraf yer.
Hatta bazı insanlar artık travmatik şekilde önlem alıyor.
Menüye bakarken iki tane aynı şey söylüyorlar. Çünkü biliyor… Kendi tabağını korumanın tek yolu, baştan fazladan sipariş vermek.
İlişkinin gerçek olgunluk seviyesi romantik sözlerle değil, son patatesin kaderiyle ölçülür.
Eğer insan sevdiği kişiye son patatesi veriyorsa, o ilişki ciddi ilişkidir.
Ama içinden hafif küfür ederek veriyorsa… İşte orada gerçek aşk vardır.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
1950'LERDE
Guinness İçecek Fabrikası'nın müdürü Sir Hugh Beaver, bir av partisine katıldı.
"Avrupa'nın en hızlı av kuşu" hakkında arkadaşlarıyla tartıştı ama doğrulatacak kaynak bulamadı.
Bunun üzerine dünyanın en iyilerini derleyen bir başvuru kitabı hazırlama fikri doğdu. İlk baskı 1955'te 198 sayfa olarak yapıldı. İşte Guinnes Kitabı bugün Guinnes Rekorlar Kitabı olarak bir fenomen haline geldi.
GülüYorum
@romankaptan Annemle Arnavutluk'a gittik. Bir mekanda annem Türk kahvesi istedi, garson da "Burası Türkiye değil, Türk kahvesi yok" dedi. Annem de "Burası İtalya mı espresso satıyorsun" dedi.