Fakat yapılan detaylı inceleme sonucunda bunların hiçbiri "tam olarak aranan şey" değildir. Bir tanesi çok yeni görünüyordur, diğeri çok eski. Biri biraz dar geliyordur, diğeri fazla bol. Birinin rengi güzel ama havası yoktur. Diğerinin havası vardır am a ayakkabıyla olmuyordur.
Bu süreç dışarıdan izlendiğinde bir arkeolojik kazıya benzer. Dolaptan kıyafetler çıkarılır, yatağın üzerine yayılır, tekrar kaldırılır. Bir saat sonra odanın görüntüsü, polis baskını yapılmış bir tekstil mağazasını andırır. Erkek bu sırada şaşkınlıkla sorar: Ama şu siyah elbiseyi giysene?
Kadın cevap verir: Onu geçen ay giymiştim. Erkek bu cevabı anlamaya çalışır. Çünkü kendisi aynı montu 2016'dan beri kullanmaktadır ve montla arasında artık duygusal bir bağ oluşmuştur. Bir başka ilginç durum da alışveriş sonrasıdır. Alışverişe çıkılır çünkü "giyecek hiçbir şey yoktur." Eve dönülür, üç poşet kıyafet alınmıştır. Bir hafta sonra yine aynı cümle duyulur:
Giyecek hiçbir şeyim yok. Bu noktada erkek beyninde kısa süreli bir sistem hatası oluşur. Çünkü matematiksel olarak kıyafet sayısı artmıştır. Ancak kadın modasında sayı değil, seçenek önemlidir. Seçenekler arttıkça karar vermek zorlaşır. Böylece paradoks büyür. Aslında "giyecek hiçbir şeyim yok" cümlesinin gerçek anlamı şudur: "Giyecek şeylerim var ama bugün kendimi tam olarak anlatacak, beni mutlu edecek, fotoğraflarda güzel çıkacak, hava durumuna uyacak, ayakkabıyla kombinlenecek ve içime sinecek kıyafeti bulamadım." Tabii bunu söylemek yerine "giyecek hiçbir şeyim yok" demek daha pratiktir.Sonuç olarak kadınların dolabı ile erkeklerin mantığı arasında yüzyıllardır çözülemeyen bir mesafe vardır. Erkek dolaba bakar ve yüzlerce kıyafet görür. Kadın aynı dolaba bakar ve eksik olan tek parçayı görür. İşte moda dünyasının en büyük sırrı da tam olarak budur. Bir dolap ne kadar doluysa, "giyecek hiçbir şeyim yok" cümlesinin söylenme ihtimali o kadar yüksektir.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Gazetecilikte "Man Bites Dog" (Adam Köpeği Isırır) ifadesi, olağan dışı, tersine dönmüş bir olayı tanımlamak için kullanılan klasik bir deyimdir. 1941 yılında bu deyim tam anlamıyla gerçek oldu. Illinois, Peoria'da William Henninger adındaki bir Alman asıllı Amerikalı, otelde bir İrlandalı seter köpeğin kendisine komutları yapmadığı gerekçesiyle köpeği burnundan ısırdı. Bu duruma tanık olan Robert Murray adında bir İrlandalı, Henninger'e saldırdı .Olay mahkemeye taşındığında, Murray "bir Alman'ın İrlandalı bir köpeği ısırmasını" dayanamayarak müdahale ettiğini söyledi.
Murray 8 dolar para cezasına çarptırıldı. Bir insanın bir köpeği ısırması, o kadar sıra dışı bir olaydı ki, dönemin gazeteleri bu haberi "GERÇEKLEŞEN
HAYAL" başlığıyla duyurdu.
GülüYorum
@feyza_yalman 5 yaşındaki öğrencimle doktorculuk oynuyoruz. Ben hasta oldum "midem ağrıyor doktor bey çok kötüyüm" dedim.
"Midesi ağrıyan biri böyle güzel giyinmez ama yine de bakalım" deyip oyuncak steteskopu taktı. Bu çocuk bana milyonda bir görülen bir hastalığa sahipsin dese net inanırım.