CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Alışverişte ilişki testi

Eklenme Tarihi 11 Nisan 2026

Alışveriş merkezleri aslında mağaza değil, ilişki laboratuvarıdır.
Çiftler buraya kıyafet almaya değil, sabır seviyelerini test etmeye gelir. Girişte güvenlik yoktur ama görünmeyen bir görevli vardır: "Bakayım bu ilişki ne kadar dayanıklı?" İçeri girildiği an roller otomatik dağıtılır.

Kadın: Keşif timi komutanı.
Erkek: Yanında sürüklenen, görev tanımı belirsiz yardımcı personel.
Kadın "şöyle bir bakalım" der. Bu cümle Türkçe'de "en az 3 saat çıkış yok" anlamına gelir.
Erkek başta umutludur. "Tamam ya, hızlıca bakar çıkarız." Bu, insanlığın en büyük yanılgılarından biridir. Tarihteki bazı hatalı kararlarla yarışır.

İlk mağaza: Erkek hâlâ ayakta.
İkinci mağaza: Erkek sandalyeleri fark etmeye başlar.
Üçüncü mağaza: Erkek artık sadece oturabileceği yerleri görür.
Dördüncü mağaza: Erkek içsel bir yolculuğa çıkar.

Kadın ise paralel evrende yaşamaktadır.
"Bu güzel mi?" diye sorar.
Erkek refleksle cevap verir: "Güzel."

Kadın: "Ama bak rengi tam içime sinmedi…"

Erkek: "Evet ya, ben de onu diyecektim."

Kadın: "Az önce güzel dedin?"

Erkek: "Genel olarak güzel… yani konsept olarak güzel…" İlişkinin ilk çatlağı burada oluşur.

Sonra o kritik an gelir:
Erkek kaybolur.
Bu kaybolma fiziksel değil, ruhsaldır. Adam oradadır ama yoktur. Gözler boş, ruh başka bir yerde… Muhtemelen çocukken oynadığı bir mahalle maçında.

Kadın döner:
"Ben kabine giriyorum, çıkınca burada ol." Bu, aslında bir sınavdır.
Erkek için basit bir görev gibi görünür: "Dur." Ama AVM fizik kurallarına uymaz. Zaman bükülür, dikkat dağılır, bir anda erkek ya telefonuna dalar ya da bilinçsizce başka bir kata çıkar.
Kadın kabinden çıkar… Ve erkek yok.
İşte kıyamet.
Kadın önce etrafa bakar.
Sonra yürür.
Sonra hızlı yürür.

Sonra içinden şu cümle geçer:
"Kesin sıkıldı, kaçtı." Bu noktadan sonra olay bir alışverişten çıkar, psikolojik gerilime döner.
Erkek ise o sırada muhtemelen elektronik mağazasında televizyonlara bakıyordur. 85 inçlik ekran karşısında hayatı sorguluyordur:
"Bunu alsak mı acaba…" Telefon çalar.
Kadın arıyordur.

Erkek açar: "Efendim?" (Sanki CEO)
Kadın: "Neredesin?" (Soğuk ve net)
Erkek: "Buradayım."
Kadın: "NERESİ BURASI?"

İşte bu soru, erkeklerin tarih boyunca cevaplayamadığı sorular listesinde ilk 3'e girer.
Sonra klasik cümle gelir:
"Ben sana burada bekle dedim."

Erkek içinden geçirir: "Ben de bekledim… bir süre…" Ama bunu söyleyemez. Çünkü bu cümle ilişkinin fişini çeker.

BUNU BİLİYOR MUYDUN?

ABD'DE bir soyguncu, bir markette soygun yaparken rehin aldığı yaşlı bir kadının kalp krizi geçirdiğini fark etti.
Soyguncu, kadını yere yatırdı, kalp masajı yapmaya başladı. Bu sırada polisler olay yerine geldiğinde soyguncuyu kadını kurtarmaya çalışırken buldu. Kadın kurtarıldı. Polis soyguncuyu tutukladığında "Rehinemi kurtarmak zorundaydım, yoksa ölecekti" dedi. Mahkeme, "Soygun yaparken rehinenin hayatını kurtarmak suçu hafifletmez" dese de kamuoyu soyguncuyu destekledi.

GülüYorum

@anladimtamammm Annem Sivas'lı.
Diyor ki Cumhuriyet ilanında bizim aile olarak katkımız var.
Çünkü dedemi Sivas Kongresi'ne çağırmışlar gitmemiş.
Anne gitmemiş.
Nasıl katkımız olmuş olabilir diyorum, "Gripmiş Atatürk hasta olurdu" diyor...