Bu insan türü için indirim bir fiyat düşüşü değil, karakter testi gibidir… ve her seferinde kaybeder. Normalde hayatında yeri olmayan ürünler, üzerinde "%70 İNDİRİM" yazısını görünce bir anda "bunu almazsam eksik kalırım" hissine dönüşür.
Dün varlığını bilmediği şey, bugün "zaten alacaktım" olur. Ne zaman alacaktın?
Belirsiz. Ama o an iç ses çok nettir:
"Bu fırsat kaçmaz." İndirim insanı ürünü değil, indirimi satın alır. Hatta bazen ürünü beğenmez bile ama "bu fiyata bırakılmaz" diyerek alır. Çünkü mesele ihtiyaç değil, zaferdir.

Mesela hayatında sporla tek bağlantısı televizyon olan biri, indirimde diye profesyonel koşu ayakkabısı alır. O ayakkabıyla en fazla mutfağa su içmeye gider ama olsun… Potansiyel var.
Ya da bir anda evde sushi seti belirir. İnsan kendi kendine sorar:
"Ben ne zaman Japon mutfağına girdim?" Cevap: %60 indirimde.
Bir de "zaten lazımdı" yalanı vardır. Bu cümle, alışveriş sonrası vicdan rahatlatma paketidir. Aslında lazımdı değil, "bir gün lazım olurdu belki"dir. Ama o gün hiçbir zaman gelmez.
İndirim arttıkça mantık azalır. %30'da düşünülür, %50'de heyecan başlar, %70'te kontrol tamamen gider. Artık alışveriş yapan kişi değil, reflekslerdir.
Online alışverişte ise durum daha dramatik.
Gece 02:00… "Son 3 ürün" uyarısı… Kalp atışı hızlanır.
İnsan kendini hayatta kalma mücadelesi veriyor gibi hisseder. O ürünü almazsa sanki bir daha asla mutlu olamayacak.
Ve final sahnesi değişmez:
Dolap açılır… Etiketli ürünler, kullanılmamış eşyalar… Elde bir paket, gözler boşlukta:
"Ben bunu niye aldım ya?" Cevap yine aynı:
Sen onu almadın… İndirim seni aldı.

"BEN ASLA ÖYLE BİRİ DEĞİLİM" DEYİP TAM OLAN İNSAN
Bazı insanlar vardır… Hayatlarını bir ilke üzerine kurmuş gibi konuşurlar:
"Ben asla öyle biri olmam." Bu cümle genelde bir karakter özeti değil, yaklaşan bir fragmandır.
Çünkü o cümlenin ardından hayat sessizce güler ve şöyle der:
"Tamam… birazdan görürüz." Bu insanlar en çok neyi eleştiriyorsa, aslında onunla gizli bir ilişkisi vardır.
Mesela: "Ben asla telefona bağımlı değilim." (diyor ve konuşurken üç kez ekranı kontrol ediyor) "Ben dedikodu sevmem." (cümleye şu şekilde giriyor:
"Bak şimdi sana bir şey anlatacağım ama asla yayılmasın…") "Ben paraya değer vermem." (indirim görünce içinden Hulk çıkıyor) Buradaki mesele iki yüzlülükten biraz daha derin.
Bu bir tür karakter savunma sistemi.
İnsan bazen içinde taşıdığı bir eğilimi kabul etmek yerine, ona savaş açıyor.
Ve en sert eleştiriyi de oraya yapıyor.
Çünkü kabul etmek zor:

"Ben de biraz öyleyim." Ama bunu demek yerine şöyle diyor:
"Ben ASLA öyle değilim." Yani aslında iç ses:
"Benim de o tarafa kayma ihtimalim var, korkuyorum." İşin komik kısmı şu:
Hayat insanı en çok "asla" dediği yerden sınıyor.
"Ben asla eski sevgiliyi stalklamam." Gece 02:17: "Acaba mutlu mu?" "Ben asla trip atmam." 3 saat sessizlik: "Hiçbir şey yok :)" "Ben asla kıskanç değilim." "Kim o story'deki?" Bu insanların iç dünyasında küçük bir mahkeme vardır.
Bir taraf yargıç:
"Bunu yapmak yanlış!" Diğer taraf sanık:
"Tamam ama bir kere bakacağım sadece…" Ve karar hep ertelenir.
Aslında bu durum çok insani.
Herkes biraz çelişkidir.
Herkes biraz "asla" deyip "tam olarak o" olandır.
Ama fark şurada:
Bazıları bunu kabul eder ve güler.
Bazıları ise hâlâ ciddi ciddi şöyle der: "Ben asla öyle biri değilim." Ve hayat arkadan fısıldar:
"Henüz."

TESPİTLİ YORUM
@dunyanin6dabiri 9 ay önce aldığım otomatik kedi tuvaleti bozuldu servise gönderdim ve beklediğim gibi kullanıcı hatası dediler. Kedinin hatasıymış...
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Temmuz 1518'de Strazburg'da (o dönem Kutsal Roma İmparatorluğu'na bağlı), Frau Troffea isimli bir kadın sokakta dans etmeye başladı. Ortada ne müzik vardı ne de kutlanacak bir durum.
Kadın günlerce hiç durmadan dans etti.
Bir hafta içinde ona 30'dan fazla kişi, bir ay içinde ise yaklaşık 400 kişi katıldı.
Bu insanlar yemek yemiyor, uyumuyor, sadece hareket ediyorlardı. Dansçılar yorgunluktan bayılıyor, ayakları kanıyor, kalp krizinden ölüyor ama yine de duramıyorlardı.

Dönemin yetkilileri, insanların "kanlarının ısındığını" düşünerek çözüm olarak daha fazla dans etmelerini önerdi. Bu karar, ölümlerin artmasından başka bir işe yaramadı. Olay bugün hala tam olarak açıklanamamıştır. Bazı araştırmacılar bunun çavdar mahmuzu zehirlenmesi (ergotizm) olduğunu söylese de, kitlesel bir boyuta ulaşması onu tıp tarihinin en büyük bilmecelerinden biri yapıyor.