Durduğu yerde yaprak döküyor analar.
Her gün biraz daha azalan umutların küçük evinde, iki dirhem bir çekirdek giyinip bekliyor umutsuzluk!
Evin çocuğu korkuların panayırında.
Belki sarhoş bir babadan dayak yemeden ağlamanın eşiğinde.
Evin kızı kendi içine kaçmış.
Çorabı kaçmış hayallerinin.
Odalar tenha, odalar yamalı.
Televizyonda politikacıya cennet, vatandaşa cinnet dağıtıyor habercinin biri.
Sözlerinde kendini temize çekmenin senaryosu, gözlerinde mesleğinin kiri!
Önüne geçilemeyen bir tecavüzün ardından, küçük dilini yutuyor namus ve haysiyet!
Sır döküyor aynalar!
Duvarlar sıva döküyor.
Talan edilmiş bir evin orta yerinde, köşe kapmaca oynuyor yaşamak!
Baba kağıttan gemilerin kaptanı.
Babanın içi geçmiş, cep delik, cepken delik.
Hayata başkaldırmanın sırasını da savmış üstelik.
Bebeğin gülüşünü bıraktığı bir resmin üzerini toz kaplamış.
Kapının üzerindeki anahtar bile kimsesiz!
Etekleri zil çalıyor sefaletin.
Tencereler siren çalıyor!
Hallaç pamuğu gibi dağıtılmış bir ailenin resmi geçidinde, bütün yollar kapalı.
Doğan güneşin hükmü yok!
Ayağa kalksa yoruluyor anne!
Yola çıksa boğuluyor baba!
Onların politik masal kahramanları, ejderha olmuş, haberleri yok!
Onlar, hayatla bütün bağlarını koparmış, politik zalimlerin yok saydığı ailelerden biri.
Kendi dünyalarının derinliklerinde.
Bu yaz gecelerinde bile, yürekleri ayaz.
Onlar elden ele gezen küçük cezveler gibi.
Ağlayan yanları çok, gülen yanları az!