Savunma içgüdüsü, saldırı gücünü engelliyor. Teoride oyunu kanatlara taşımak düşüncesi var ama pratikte yetersiz.
Takımın her şeyi Guti.
Takımın pas trafiğini o yönetiyor.
Üstelik alışılmadık biçimde hareket halinde.
Ernst ve Aurelio vasat çizgide. Onların iki pas arasındaki boşluğunu, ya rakip futbolcu dolduruyor, ya gereksiz fauller.
Forvet hattı yine pozisyon ezme kumpanyasında.
Nobre silik bir gölge, Tabata geçmiş maçların kötü bir kopyası, Holosko yine kendine kelepçeli. Rakibe baktım.
Avrupa'da boy gösteren sıradan takımlardan biri.
Her haliyle yenilme eğilimi gösteriyorlar ama geri çekilen orduların ani hücumunda başarılı bir halleri var. Özellikle ilk yarının son dakikalarında iki net pozisyon yakaladılar.
Pozisyonlar rakip beceriksizliği kadar, Beşiktaş'ın savunma hastalığını gösteren önemli deliller. İkinci yarıda Zapo'nun golünü, bizleri futboldan soğutan maçın, tutuşma anı saydım.
Beşiktaş'ı galibiyete kışkırtan adamın adını da "Guti" olarak not ettim. Dün gece ismi kadar, mücadelesi de saygı uyandırdı.
Kartal tebessümünün ilk sebebiydi. Ben bu futbolu bir yerden hatırlıyorum Çocukluğumun yıllarından.
1960 model...
Türkiye'de böyle futbol, kendi halinde değer buluyor olabilir ama...
Avrupa'da uçmak isteyenlerin kanatları olmalı.
Hiç olmazsa 2000 model...
Yoksa bu takımın başını belaya sokma ihtimali çok yüksek.