Galatasaray'ın Bursaspor'a yenilmesiyle temeli atılan ligde arayı açma projesi, Daum'un intihar yasasıyla yerle bir oldu.
Gecenin baş suçlusu Daum'du.
Suç ortakları da bütün takım.
Ama gecenin "en bilge adamı kimdi?" derseniz, Yılmaz Vural derim.
Fenerbahçe'nin şifresini çözmek, onun için çocuk oyuncağıydı.
***
Maçın ilk dakikasında Volkan'ın dışarı giden topu eliyle, Gökhan Güleç'in önüne bırakmasını "gecenin ikramı" saydım.
Güiza'nın 5. dakikada attığı gole bakınca, "Kasımpaşa erken gol atmanın darbesini de erken yedi" şeklinde yorumladım.
Ama sonraki dakikalarda, inanç ve düşünce olarak Fenerbahçe'yi alt eden, sonsuz bir sadakatle mücadele eden bir Kasımpaşa izledim.
Zincirleme bindirmeler ve galibiyet isteyen bir takım.
***
İlk yarıda Kasımpaşa'nın 5 net pozisyonu var.
Fenerbahçe'nin defansı ip gibi dizilmiş, adam kaçırmanın bayramında sanki. Orta alan aylak bir gezintide!
Görünürde çift forvet ama aslında "hiç forvet!"
Dakikalar ilerledikçe, Fenerbahçeli futbolcuların neyin peşinde koştuklarını, neyin mücadelesini verdiklerini anlamak mümkün değil.
Kasımpaşa'nın yakaladığı net pozisyonlara baktım, hiçbiri tesadüf değil.
İlk yarıda Alex'i köşe atışlarının dışında hiç görmedim.
Gecenin en sota yerlerinde saklambaç oynuyordu sanki.
***
İkinci yarı yine kopya.
Orta alanı çekip çeviren, pozisyona giren yine Kasımpaşa. Ve 3 gollü tarihi bir sonuç.
Düşündüm de, Gökhan Gönül'ün içler acısı halini sorgulayan biri çıkar mı?
Roberto Carlos'un ruhu ülkesine gitmiş, formanın içinde posası duruyor da, hala ne beklenir?
Fenerbahçe, Selçuk Şahin'e Ferrari kazandırmış ama Selçuk Fenerbahçe'ye ne kazandırabilir.
Ve diğerleri.
Dün hayaletler takımıydı Fenerbahçe. Her biri içler acısıydı.
***
Tembelliğin yasası bozgundur.
Fenerbahçe yenilgiyi hiç bu kadar hak etmedi.
Kasımpaşa'ya gelince...
Onlar sessiz bir gecenin usta "hayalet avcılarıydı"
Puan bile verselerdi, yazık olurdu.
O yüzden onların hakkını vermeliyiz.
Hafta boyunca alkışlayarak.