Yaşlı bir adam girdi içeri.
"Bayram için hayal istiyorum" dedi.
"Memnuniyetle" dedi dükkan sahibi, "Ama önce gülüşünüzü tartmalıyım. Sizde kalan güzelliklere uygun bir hayal verebilmek için."
Müşteri acı acı güldü, dükkan sahibi, "Pek değerli bir gülüş değil" dedi, "Ama yine de size layık bir hayal verebilirim."
***
Adam hayal satıyordu da, kaç zaman sonra gelen ilk müşterisini karşısına oturttu.
"Gözlerinizi kapayın" dedi, müşteri gözlerini kapadı.
"Kendi bayramlarınızın kapısını çalın"
Müşteri kapıyı çaldı, içeri girdi.
Kendi çocukluğunun bayramlarına.
***
Geniş bir evin içindeydi. Lokumlar vardı masada. Güleç yüzlü bir dedenin elini öptü önce, sonra gözlüğü burnuna inmiş bir ninenin. Daha sonra anne ve babasının.
Bir saygı imparatorluğunun içindeydi. Sokaklarda lunapark kurulmuştu, balonlar uçuyordu.
Üzgün hayatlara 4 günlük ara verilmişti de, kendisini bir sinemada buldu.
15 dakika arada dondurma yiyordu.
Akşam gökyüzü lunapark olacaktı, Ay'da salıncak kurulacaktı çocuklara.
***
Müşteri uyandı.
"Teşekkür ederim" dedi hayal satan adama. "Bu hayali torunlarım için alıyorum. Yarın sabah lokumların yanına koyacağım."
Adamın yüzünde güller açıyordu.
***
Gerçeklerin hayalleri yendiği bir dünya icat ettik.
Yaşlı yürekler eski bayramların heyecanıyla çarparken, yalnızlık kuşları da pencerelere çarpıyor bayram günlerinde.
Politikası talan üstüne olan ülkelerde, bayramlara kalan çocuklar ve yaşlılar.
Onları hatırlayalım bari.
Nasılsa 2 gün sonra, gerçekler hayallerin canına okuyacak.