Hangi kapıyı çalsanız, bir yorgunluk alametleri.
Büyük takımların cümlesi, aynı kaypaklığın kanına karışmış sanki.
Transfer parası istenirken, "neyimiz eksik" diyenler, Kolay yenilgilerin ardından klasik cehaletini ortaya koyar. "Burası İngiltere değil, 3 günde bir maç yapmaktan yoruluyoruz."
Eşitlik ilkesinden bile haberi olmayan cehaletin yüzüne çarparız gerçeği. "Sizleri yenenler 3 günde bir maç oynamıyor mu?"
***
Futbol bir ülkeden alıp başını gidince...
Marka değeri denen şeytanlık, futbolun egemen gücü haline gelir.
Türk futboluna görkemli bir mezar için bile sponsor arar.
Büyüklerin kaybettikleri maçlar, küçük düşüncenin ürünüdür de.
Yabancı furyasının bedelidir bunlar.
Gençliği talan etmenin karşılığı.
***
Fenerbahçe ve Beşiktaş ne kadar kolay yenilmiştir.
Galatasaray nasıl da bitik bir takım haline gelmiştir.
Şimdi biz Hırvatistan'ı elersek, kalitemize kalite mi katacağız?
Elenirsek telaşa mahal vermeden, sızlanma Patagonyası'nda önümüzdeki maçlara mı bakacağız?
***
Bunlara karşılık, bir de Burak Yılmaz'a bakarım.
Herkesin parmakla gösterdiği adama.
Onda yorgunluk alametleri yoktur, futbolculuğun bütün izleri mevcuttur.
Açlığına tokluk biçmez.
Geçmek bilmez hırsıyla, yorulmayan dalgalar gibidir.
Taş plakta kemençe çalan eski zaman delikanlısıdır.
***
Futbolun onurunu bu genç kurtarıyor şu sıralar.
Futbolan karanlığa gömüldüğü bir ülkede. Gökyüzündeki en parlak yıldız gibi.