Elinde mendili almaları için kimseyi zorlamıyor, sadece sürücülerden bir davet gelirse mendilini uzatıyor.
Saçlarında ağır kışların yorgunluğu.
Asaleti her halinden belli.
***
Önceki gün yakınına gittim mendil aldım, ellerindeki morluğu hissettim.
Yaşadığı hayatın zorluğunu zaten merak ediyordum, konuşmaya başladım.
Alabildiğine kibardı, sanki karanfil taşıyordu ağzında.
***
Bırakın dilenmeyi çaresizliği bile yakıştıramadığım için dayanamadım sordum, "Nerede oturuyorsunuz?" "Uzakta" dedi, geçiştirdi.
Okumak istediğim bir kitap gibi duruşu vardı devam ettim.
"Gençliğinizde ne iş yapardınız?" Birden durdu, bütün arabalar üzerine yürüdü sanki.
"Boş verin" dedi.
O sırada etraftan tanıyanlardan biri geldi yanımıza, kendisine uzatılan parayı yine mahcup şekilde aldı ve mendil uzattı.
Belki de yanından gitmemi bekledi.
***
"Bana acıyarak bakmayın" dedi, utandım.
"Asla" dedim, "güngörmüş birine benziyorsunuz sadece hikayenizi merak ettim!" "Siz ne iş yapıyorsunuz?" diye sordu.
Belki ürker diye "gazeteciyim" demedim, "müzikle uğraşıyorum" diye karşılık verdim.
Şaşkınlıkla gülümsedi. "Nasıl yani?" dedi.
"Şarkılar yazıyorum" dedim.
"Benim sevdiğim şarkılar mazide kaldı" dedi, yazdıklarıma yüz vermek istemedi belki, merak bile etmedi.
***
Sanki küllerini savurmuş yaralı bir Anka kuşu duruyordu karşımda.
Yaralı bir hikayesi olduğuna emindim, darbe yediğine.
Benim merakıma pek yüz vermedi.
Elini sıkıp veda ederken, "nezaketiniz için teşekkür ederim" dedi.
Sonra birden ardımdan seslendi.
"Yakılacak ömrüm de kalmadı, yıkılacak yuvam da!" "Anladım" dedim ve gittim.
***
O yaralı kadın, artık beyaz bir yolculuktaydı.
Bütün renklerinin katledildiğine yemin ederim!