Kerpiçten, kumdan evler.
Büyüyen Türkiye masallarının en gerçek enkazları.
Gizlenmesi unutulmuş gerçeklerin ta kendisi.
1970'li yıllarda, uğruna mücadele verenlerin "anarşist" bellendiği topraklar.
Bizim topraklarımız.
6.0 şiddetindeki bir deprem için, gerektiğinden fazla kurban.
Kolay ölümler ülkesinde, yadırganmayan sonuç!
Her şeyi tabiatın üzerine yüklemenin, ülkedeki köhnemiş politikanın eseri olduğunu bildiğim içindir ki.
Gerçek suçluları teşhis ettim.
"Cumhuriyet tarihinin bütün politikacıları."
1970'li yıllarda izlediğiniz filmlerde gördükleriniz neyse, şimdi de o.
Gelişen Türkiye... 5 yıldızlı Türkiye...
Tek "Taraflı" demokrasisiyle, dünyanın en büyük ülkesi olmaya aday, sahte düşler ülkesi.
Oysa gerçekler toprağın hem üstünde, hem altında.
Sadece Elazığ değil, bütün doğu bu halde.
İnsanlarımız nasıl ki kasten cahil bırakıldıysa.
Kasten de yoksul bırakıldılar.
O topraklarda, töreyle kandırıldılar, aşiret baskısıyla sindirildiler.
Seçimlerde bir torba kömüre, buzdolabına fit oldular.
Ve kaderlerine razı oldular.
Evi güzel olanın depremden kurtulma şansı yüksekse, kerpiçten, kumdan evde oturanların ölmesi kaçınılmaz oluyor.
Bunun adı da kader oluyor öyle mi?
Bu ne insafsız ve ayrımcı bir kader böyle?
TOKİ'nin görevinin ticaret yapmak kadar, ülkenin en ücra köşelerine hizmet götürmek olduğunu anlatsak, anlam bulmaz.
Yargı reformundan başka bir şeyi, ülke meselesi saymayanlar, ölüleri saysın desek, saygısızlık etmiş sayılırız.
Siyaset sadece söylemdir, eylem değil.
Siyaset parti sevgisidir, ülke sevgisi değil.
Ama acı bir gerçek var.
Bu ülkenin insanları da, fazlasıyla memnundur politikacılarından.
O yüzden, doğal afetlerin alacağı daha çok can vardır bu memlekette.
Ve klasik başsağlığı mesajlarından başka bir şeyi yoktur politikanın.
80 yıldır...