Bugünkü
Takvim

Fırtına!

İSTANBUL seçimleri, siyasilerin çıkışları, sayılan oylar, elden geçirilen sandıklar, varılan sonuçlar ve YSK'nın kararı... Herkesin gözü kulağı Yüksek Seçim Kurulu'nda. Son derece doğal. Sadece bizim için değil dünya için de böyle... YSK ne açıklarsa o olacak!
Herkesin merak ettiği de bu!
Beklediği de...
Bu bugünün konusu. Gelin isterseniz biraz geri gidelim. Sonra da YARIN NE OLACAK'a geçelim...
Erdoğan şiir okuduğu için yasaklandı. Yasaklayan DERİN GÜÇ, ülke için sakıncalı görüyordu. GELMESİN istiyordu.
Erdoğan hapse girdi. Yattı çıktı. Siyasi yürüyüşü aslında hapishaneden başladı. Gerçekten bir şiir nedeniyle bir siyasetçinin önünün kapatılması ve ceza alması olacak iş değildi! Ama oluyordu! AK PARTİ seçimlere girdi EKONOMİK KRİZİN ETKİSİYLE HERKES GİTTİ!
Bahçeli dışındaki bütün isimler silindi. Halkın kararı böyleydi.
Ancak Erdoğan yasaklı olduğu için partisi gelse de kendisi iktidara gelemiyordu...
Sahneye DENİZ BAYKAL çıktı. CHP içinde ABD'YE EN YAKIN İSİM OLARAK TANIMLANIRDI. Ancak belli şartlarda ortaklık isterdi.
TEZKERE KONUSUNDA ABD'nin karşısına dikilen Baykal ve İngiltere ile birlikte yol almanın, Londra'nın gücünü kullanmanın daha iyi bir seçenek olduğunu düşünen ABDULLAH BEY'di.
ABD Tezkere konusunda MECLİS'i aşamadı. Geri itildi...
Saddam BAHANEYDİ. ABD askeri, belki daha sonra NATO birlikleri TRABZON'dan MARDİN'e kadar olan hatta yayılacaktı... Gösterilmeyen hedef İRAN'dı! Abdullah Bey ile Deniz Bey buna "DUR" dedi. NATO'ya parasını ve ruhunu veren ABD, yeni hedef olarak AFRİKA ile birlikte AVRASYA'yı görüyordu.
İran'a vurarak AVRASYA'yı tamamen ele geçireceklerdi.
Bu plan bugün de KIRIM üzerinden hatta İRAN üzerinden devam etmekte. Trump'ın geçtiğimiz gün İRAN DEVRİM MUHAFIZLARINI TERÖRİST
İLAN ETMESİNİN nedeni de buydu! Büyük devletler de planlar günlük yapılmazdı.
Donald Trump, BAŞKAN seçildikten sonra çok kez "Savunduğumuz ülkeler, bu savunmanın bedelini ödemek zorunda. Aksi takdirde ABD bu ülkeleri kendi savunmalarıyla baş başa bırakmaya hazır. Başka seçeneğimiz yok" dedi. Bu tarihi bir açıklamaydı. Bugün de bu açıklamanın adımlarını görüyoruz.
ABD ve NATO birlikte yürümek istiyor! Gitmek istedikleri yer de AVRASYA ile AFRİKA! BREXIT kararını destekleyen ve isteyen DERİN ABD! Yani SİLAH LOBİSİ. İngiltere'yi yanlarına alarak Afrika'da ve Avrasya'da, AVRUPA'yı, Rusya'yı durdurmak ve canlarını yakmak istiyorlar...
Ajan Skripal olayından Oligark Abramovich'in Londra'ya alınmamasının arkasında hep ABD-İNGİLTERE hattı yatıyordu.
Ancak Brexıt hala ortada! İngiltere çıkabilmiş değil. ABD'nin yanına koşabilmiş değil.
Abdullah Bey, AK PARTİ içinde Erdoğan'la yürüdü! TSK "SÖZDE DEĞİL ÖZDE" diyerek Abdullah Bey'i uyardı.
27 Nisan Muhtırası... Neden?
Çünkü Abdullah Bey, ABD'nin politikalarının karşısında duruyordu! Deniz Bey ise ABD ile ortaklığa sıcak baksa da Washington'un gizli gündemlerine güvenmiyordu. Başbakan olarak göreve başlayan Erdoğan da ABD ile çatışmak, yol ayırımına gitmek istemiyordu. UYUMLU bir yol arkadaşlığını Türkiye'nin hayrına görüyordu. Belki de KAVGA etmek için erkendi! Ancak TÜRKİYE önemliydi ve kararını vermeliydi.
ABD TEZKERE'nin çıkmayışının faturasını kesiyordu.
Hem gücünü gösterecek hem Türkiye'nin yönünü değiştirecekti...
Ergenekon'dan Balyoz'a, Askeri Casusluk'tan 15 Temmuz'a kadar uzanan bir yoldu bu!
Mesela İlker Başbuğ, TSK'nın ABD tarafından hedef alındığını söylüyor ve ekliyor: "2001 yılına dönelim. Milat kabul etmemiz gerekirse bu 2001'dir. 20 Ocak 2001'de George W.Bush başkan oldu.
Bush ve ekibinin iktidar olmasıyla (Yeni muhafazakar-Neo Con ekibi) yeni bir dönem başladı. Ortadoğu'nun yeniden yapılandırılması, şekillendirilmesi projesi Bush ve ekibi için en öncelikli konuydu. Bir noktada haritanın değiştirilmesi...
Bundan yaklaşık bir yıl sonra 3 Kasım 2002'de AK Parti iktidar oldu.
15 Kasım 2002'de ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nden Washington'a giden bir telgraf var: Türkiye'de ordu, bürokrasi ve yargıdan oluşan bir 'derin devlet' vardır. Siyasetin gerçek belirleyicisi derin devlettir. Derin devletin kalbinde Türk Ordusu vardır. Derin devlet, ABD'nin de desteklediği 'reform'ların önündeki en büyük engeldir... Açık. TSK hedefe konmuş!" Sadece ASKERLER değil, AK Parti de MHP de saldırılardan nasibini alacaktı. KASETLER sadece DENİZ BEY'i değil, MHP'yi de sarsacaktı... Ancak saldırılar bitmeyecekti. 17-25 Aralık'tan MİT'e kadar her yere darbe indirilmek istenecekti... Bu TÜRKLER'e savaşın sadece silahla olmadığını öğretiyordu. Bir ülke içeriden teslim alınmak, ele geçirilmek isteniyordu. Anlamak kolay değildi. Daha önce böyle bir model yaşanmamıştı! Herkes şaşkındı! Siyaset de... Erdoğan da saldırılar artıkça, ABD ile mücadele etmekten kaçamayacağını gördü.
Erken de bulsa gerekeni yaptı.
Öne çıktı... Bu kenetlenme içeride BAŞKANLIK sitemini getirmeye kadar gitti... Sistem değişmişti!
Ancak içeride tek ve bütün müydük? ELBETTE HAYIR!
BAŞKANLIK seçimlerine giderken Devlet Bey, Abdullah Bey'i 2007'de cani gönülden destekliyor ancak ERDOĞAN'ın karşısına çıkma ihtimali belirince "SAKIN ÇIKMA" diye çağrıda bulunuyordu. Meral Hanım da hem Erdoğan'la hem Devlet Bey ile mücadele içindeydi.
MİLLİYETÇİLERİ yanına almak için çaba harcıyordu. Kemal Bey ile yan yana gelmekten çekinmiyordu. Ancak "GÜL ORTAK ADAY OLSUN" çağrılarına "Ben yola çıktım.
Adayım" diye cevap veriyordu...
Kapıyı kapatıyordu! Kazanma ihtimali olmasa da... Daha sonra Meral Hanım şunları söylüyordu:
Sürekli kaybetmekten kendini kötü hisseden seçmene Muharrem İnce kendini iyi hissettirdi. Ama benim hitap ettiğim kitle merkez sağın muhafazakar kitlesi... Abdullah Gül'ün adaylığını isteyen çok farklı bir grup vardı. Birbirine benzemeyenlerden oluşan bir grup...
Oysa Meral Hanım İnce'nin içinde bulunduğu parti ile ittifak yapabiliyordu! Kemal Bey ile İNCE'nin arasında demek ki ince bir çizgi vardı! Abdullah Bey ile Meral Hanım arasında da...
Bütün bu farklılıkların arkasında, TÜRKİYE'nin dünya üzerindeki konumu yatıyordu. Siyasetçiden siyasetçiye bu değişiyordu! Kimi ABD ile kimi İngiltere ile kimi Çin ile kimi de Rusya ile yürüyelim diyordu. Ve kavga da buydu! 31 MART'ta İSTANBUL'da sandığa sıkışan da buydu! TEZKERE'den beri buralarda esen fırtına, şimdi 31 MART İSTANBUL SEÇİM SANDIĞINA GİRMİŞTİ!
Muazzam bir trafik var! Umarım orta bir yol bulunur! HUKUK gerekeni yapar! YSK nasıl karar verirse versin bu defter kapanmayacak. İMAMOĞLU da çıksa YILDIRIM da çıksa mücadele sürecek. Seçimler tekrar da edilse RÜZGAR SERT ESECEK! Keşke böyle olmasa ama maalesef denge bu!
ABD İngiltere'yi yanına alabilirse, AVRASYA'da çok şey değişir... Türkiye'de de... KONU BU! İSTANBUL SANDIĞI ÇOK ŞEYE GEBE... Bakalım izleyelim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya