CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Sürpriz ziyaret

Eklenme Tarihi 07 Ağustos 2012
Dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'in "Kürt devletine asla izin vermem" diyen Kıvrıkoğlu için çıkardığı ÖLÜM FERMANINI dün yazdık. Gelen sorulardan anlıyorum ki ABD'nin 60 yılda Türkiye'ye nasıl yerleştiğini hala anlamayanlar var.
Herkes şaşkınlık içinde...
Ben de bunu anlamıyorum.
1997'de Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu Kıbrıs'taki tatbikatta öldürmek isteyen kimdi?
Darbeleri kim yaptırdı? Gençleri kim astırdı? Ekonomik krizleri kim çıkardı?
Siyasete, orduya kim elini soktu? MİT'i kim karıştırdı?
Neyse uzun hikaye...
Graham Fuller bir gün Güneydoğu'da incelemelerde bulunuyor. Yanındaki birkaç Amerikalı'nın hemen arkasında olan saygın bir Türk'e dönerek "Beyefendi asker buradan Şam'a ne kadar zamanda gider?" diye sordu. Hiç böyle bir soru beklemeyen Türk biraz düşündükten sonra "sanırım 1.5 saatte gider" cevabını verdi.
Gülümseyen ünlü istihbaratçı "Hayır beyefendi tam 37 dakikada orada olur" diyerek her şeye hakim olduklarını ortaya koydu.
Amerikalılar, Türkiye'de olan biten her şeyi bilmek ister. Bunun için de ciddi çaba harcarlar. Eski alışkanlıkları bu! İşte adamların derslerini ne kadar iyi çalıştıklarına çok iyi bir örnek daha...
İstanbul sermayesinin tanınmış simalarından olan ünlü patronun bir gün telefonu çaldı. Telefon uzaklardandı! Arayan kişi Amerikalı'ydı. Ticari bir heyetle ziyarete gelmek istediklerini belirtti. Ünlü işadamı "yeni bir fırsat olur" düşüncesiyle istenilen tarihi boşalttı.
Tüm randevularını iptal etti. Ünlü işadamı İstanbul'un göbeğindeki ofisinde heyecanla buluşmayı beklerken ortalık bir anda karıştı.
Görüşmeye daha 48 saat olmasına rağmen iri yarı, siyah gözlüklü çok sayıda Amerikalı bellerinde silahla şirkete geldi. Bir kısmı kimseye sormadan içeri dalarken bir o kadarı da bahçeye yayıldı. Bina adeta kuşatılmıştı. Kuş uçurtulmuyordu.
Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Bazı personelin aklından polis çağırmak geçtiyse de gelenlerin kararlılığı bundan vazgeçirdi! Patron katına çıkan bir GÖREVLİ "Gelenler önemli kişiler olduğu için güvenlik hattı oluşturacağız" dedi, çıkıp gitti...
Tatlı dili ve cana yakınlığıyla bilinen patron gelenlerin kim olduğunu iyice merak etmeye başladı. ABD ile ilişkileri çok çok iyiydi. Arayıp hatırlı dostlarına sormak istedi. Ama yapmadı. Sürpriz neyse, onu yaşayacaktı.
Saatler su gibi aktı...
O sabah siyah iri araçlarla bir ordu geldi! Araçlar boşaldığında bahçede sadece Amerikalılar vardı. Türkler sadece uzaktan izliyordu.
Kimse ne olup bittiğini anlamıyordu.
Patron bile...
Siyah 4x4'ün içinden çıkan BEYAZ AMERİKALI etrafındaki üç adamla birlikte binaya girdi. Herkesin şaşkın bakışları arasında asansöre ilerledi. Gideceği katın tuşuna basıp yukarı çıktı.
Patronun özel kalemi olan hanımefendi sert adımlarla ilerleyen HEYETİ görünce ürktü.
Hemen içeri haber verdi.
Heyecanlanan patron kapıya doğru yöneldi.
Önde yürüyen ABD'li, hanımefendiye İngilizce "Günaydın" dedikten sonra hemen sağındakine işaretle kapıyı açmasını söyledi.
Kapı açıldığında patron ve misafirleri yüzyüzeydi!
Milyar dolarlık işlere imza atan, yüzlerce insan çalıştıran patron küçük dilini yutmamak için kendini zor tutuyordu. Çünkü, ABD derin devletinin en etkili ismi Dick Cheney karşısında duruyordu.
Toparlanıp hemen içeri davet etti.
İçecekler yeni gelmişti ki önemli misafir konuya girdi. "Beyefendi Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni başbakanı siz olacaksınız" dedi. Terlemeye başlayan patron durumun ciddi olduğunu kavrayıp derin derin nefes alıp vermeye başladı.
Ne diyeceğini bilemedi.
Dili kurumuştu!
Cevap beklemeyen Cheney, "Biz düşündük. Sizden daha iyisi yok.
Gereken neyse yapılacak. İç-dış bütün imkanlar kullanılıp Başbakanlık koltuğuna oturacaksınız"
sözleriyle kararlılığını gösterdi.
İşadamı bütün faaliyetlerini gözden geçiriyordu. "ABD'ye yanaşmanın karşılığı böyle bir şey olmalı" diye düşünüyordu. Siyasete yıllarca yakın olmuştu. Özal'ın yanından hiç eksik olmamıştı. Ankara'daki "U DÖNÜŞLERİ" bilirdi.
Tecrübeliydi. "İşlerimi bırakamam" diyemezdi. Çünkü Amerikalılar KARDEŞİNİ iyi tanıyordu.
Kararsızlığını belli etti. Cheney bunu gördü. Kahvesini içmeden kalktı. Tam kapıya yaklaştıklarında "Umarım bir sonra ki görüşmemiz daha faydalı olur" dedi... Patron aşağıya kadar inip misafirlerini uğurladı. Araca en son binen güvenlik şefi işadamının kulağına eğilip, "Bir hafta boyunca evden işe, işten eve gidip geleceksiniz.
Saat 11.00-18.00 arası birlikte çalışacağız. Bundan kimseye söz etmeyeceksiniz. Görüşmeyi kimse bilmeyecek. Yoksa sonucuna katlanırsınız"
dedi.
Trafik tüm hafta boyunca sürdü.
Cheney, patronu BAŞBAKAN olarak görmek istiyordu. Kararı kesindi. Dick Cheney demek NEO-CON demekti.
İsrail sermayesi demekti. Güç demekti.
Allah korusun işlerin bozulması demekti! Siyasetin kendisine göre olmadığını biliyordu. Ama nasıl kenara çekileceğini bilmiyordu. Cesaretini toplayıp "Korkuyorum, bu yüzden bu yükü taşıyamam" dedi. Cheney anlayışla karşıladı. İstanbul'dan Ankara'ya geçti. İkinci başbakan adayı yine bir işadamıydı. Cevap bu kez de aynıydı: KORKUYORUM.
Cheney, 1990'ların sonunda Türkiye'de kafasına uygun bir başbakan adayı bulamamıştı. ABD, Türkiye'deki iktidarını kaybetmeye başlamıştı. Bunu ilk gören Cheney olmuştu...