Öğleden sonra olmasına rağmen ortalık çok sessizdi.
Check-in işlemlerini bitirdikten sonra hatırı sayılır bir süre kaldı. Etrafı bir tur attıktan sonra oturup kahve içmeye karar verdik. Nasıl olduysa konu bir anda DÜNYANIN kilitlendiği futbola geldi. Herkes Avrupa Şampiyonası'ndaki favorisini gerekçeleriyle anlatıyordu. Biz konuşurken diğer masalardan da ilgi akıyordu! "Futbolun peşinden giden sadece biz miyiz?" sorusunun cevabını da böylece buluyordum.
Acaba en büyük ortak payda futbol muydu?
Bu sorunun cevabını tartışırken UÇAĞA GEÇİŞ için yapılan çağrıyı duyduk. Sohbet o kadar derinmiş ki en sona biz kalmışız...
Hızlı adımlarla kabine doğru ilerledik. Çantalarımızla uçağa girdiğimizde bütün bakışlar üzerimizdeydi. Herkes geç kalma sebebi olarak bizi görüyordu. En önde bendim. Bütün bakışları yumuşattıktan sonra, ellerimdeki çantaları oturacağım koltuğun üzerinde bulunan bölüme koydum.
Diğerleri de beni izledi...
Kaptan ilk anonsunu yaparken elimdeki gazeteleri bir yerlere koymaya çalışıyordum. Anons bittiğinde ben de uçuş için hazırdım.
Tekerlekler dönmeye başlar başlamaz 3D'de oturan hanımefendiye gözüm takıldı...
60 yaşlarında, esmer, kısa saçlı, siyah skinny pantolonlu, siyah babetli, siyah dar parlak gömlekli, siyah-kırmızı çizgili gözlüklüydü...
Sol elindeki PAHALI olduğu her halinden belli olan pırlanta dolu alyans ve sağ elinde bulmaca çözmek için tuttuğu PAHALI kalem birbirlerini tamamlıyordu.
Sanki kabin iki elinden yayılan ışıkla aydınlanıyordu!
Hanımefendi kendisine baktığımı fark etmiş olacak ki döndü; gülümseyerek selam verdi.
Suçüstü yakalanmıştım. Ne yapacağımı bilemez bir halde başımı öne eğip hafifçe zorlama bir gülüş fırlattım... Her şey normale dönecek zannederken kemerini daha da sıkı bir hale getiren HANIMEFENDİ birden iki elini yana açarak DUA etmeye başladı.
Şaşırmıştım. Sadece belli etmiyordum. Uçak havalandığı halde elleri inmemiş DUA bitmemişti.
Hostesler ikrama başladıklarında "AMİN" sesini duydum.
O kadar ilgimi çekmişti ki; "ne yapıp edip bu bayanla konuşmalıyım" diye aklımdan geçirdim.
En zor olanı seçerek doğrudan konuya girdim.
Uçuş başlamadan önce hep dua eder misiniz?Sanki bu soruyu bekliyordu!
Küçük siyah gözlerini iyice açarak "Her işten önce duamı ederim" dedi...
Ben de sık sık dua ederdim.
Ama hanımefendi gibi kimseyi umursamadan bunu yapamazdım.
Benim dua ettiğimi ne gören ne de duyan olurdu... Ama bu farklıydı!
Peki sizi hiç eleştiren oldu mu? Ya da ne bileyim tuhaf bakan?Bakın yaşım ortada. İki yabancı dil konuşuyorum. Eşimle birlikte kurduğumuz şirketi yönetiyoruz.
Kendi sektörümüzde de lideriz.
Genel bakış açısıyla BEYAZ TÜRK'üm. Ancak bu benim MANEVİYATIM... Ne 'dua'ma ne bayramıma kimseyi karıştırmam. (Eliyle yanında oturan kişiyi gösterip) Kocam bile karışamaz. Benim dünyam bu...
Eleştiri konusuna gelince; kim bir söz söyleyebilir ki! Nasıl Messi attığı her golden sonra ŞÜKRANLARINI sunuyorsa ben de inancım gereği YARADANA sığınıp şükrediyorum...
Dünyada görmediğim yer kalmadı.
Çocuklarımızı iyi okuttuk. Londra'da büyük sayılabilecek bir evimizi var. Paraya ihtiyacımız yok.
İşlerimiz yolunda.
Dua etmek için herkesten daha çok sebebim var...
Donup kalmıştım.
Kilitlenmiştim. Ne soracağımı bilemiyordum. İşimi kolaylaştırıp devam etti...
İnsanlara önyargıyla bakmamalıyız... Ben, arkadaşlarım gibi NİŞANTAŞI'na gidip DOMUZ ETLİ pizza yemem.
Kendi değerlerimin dışına çıkmayı marifet görmem. Ama yine de kimseyi eleştirmem. Herkesin içinde oynayabileceği bir dairesi olmalı... Buraya ne bir saldırı ne de buradan dışarı bir müdahale olmalı...
Yok!. Dışarıdan bakıldığında son derece şık görünüyorsunuz da!Olabilir. Markalı kıyafetler içinde olmayı seviyorum. Ama inanın her iyi şeyde "HAMDOLSUN" derim... Şanslı olduğumu düşünürüm. Çünkü biz çok zeki olduğumuz için varlıklı değiliz. (10 bin metrede parmağını havaya kaldırıp) O istediği için böyleyiz...
Bunu bilirsen hiç sorun yok.
Peki etrafınızda sizin gibi insanlar var mı? Yani inancını ellerini iki yana açarak gösterecek kadar cesaretli!Kardeşlerim ve eşimin kız kardeşi... Yetmez mi!.. Ama bence sizi de kıyafetlerim ve tarzım şaşırttı.
Meydan okuma gibi algıladınız..
Evet!Bazen bilerek yapıyorum.
Gençler inançlarına sahip çıksın diye. Korkmasınlar diye. Çünkü dinimize sırtımızı dönmek yanlış.
Yabancı arkadaşlarımın yanında en rahat ettiğim an inancıma ayırdığım zamandır. Devlet uzun yıllar buna sırtını döndü diye ben de dönemem. Müslüman Türk'üz...
Tabii sizce Beyaz Türk...
Muhafazakar Beyaz Türk desek!Vallahi ne dediğinizin bir önemi yok. Önemli olan O'na açılan ellerin boş dönmemesi...
"Kusursuzum ve farklıyım" demek istemiyorsunuz değil mi?Bakın!..
İnsanı insan eyleyen hırka ile taç değil
Gönlüm sultan eyleyen hırkana muhtaç değil...
Gençleri, daha doğrusu büyük çoğunluğu PARANIN peşinden koşarken görüyorum! Bu gerçek değil. Siz siz olun kimliğinize sahip çıkın. Tanımsız insanlardan olmayın. Kaybetmek kolay, kazananlardan olun!..
Artık düşünemez olmuştum.
Ellerimi koyacak yer ararken pencere kenarındaki EŞ söze girerek "Kimse fark etmiyor ama İtalyanlar yine sürpriz yapacak" dediğinde, konudan saptığımızı düşündüm. Tam bir OH! çekecekken hanımefendi şamar gibi bir çıkışla geri döndü:
"Siz erkekler gollerle biz ise gollere götüren inançla mutlu oluyoruz. Bu yüzden Messi, Ronaldo ve bizdeki Emre'nin gol sevinçlerine bayılıyorum.
Hepsinin inanç renkleri, takım renkleri farklı da olsa gerçeğin farkında..."
Koltuk komşum muhafazakar Beyaz Türk'ün üst üste vurduğu darbelerden sonra dağılmıştım.
Futbol bile bir oyun olmaktan çıkmıştı! Secdeye kapanan Emre, formasının altında "İsa'ya aitim" yazan Kaka, maçtan önce orta sahada toplanıp el ele kenetlendikten sonra dua eden YOBAZ Brezilya, formasında kocaman HAÇ taşıyan Portekiz gözümün önüne geldi. Kendimi "futbol mabedi"nde buldum.
Futbolun neden en büyük yapıştırıcı olduğunu geç de olsa havada fark ettim...
Hanımefendi sayesinde tabii...