Manşetimiz Fethullah Gülen'in yeni adresiydi!
Eğer Gülen, İstanbul'a gelirse Maltepe'deki Özel Coşkun Eğitim Kurumları Kampusü'nde kalacaktı.
En üst kat kendisi için özel olarak hazırlanmıştı. Bazı eksikleri olsa da YILBAŞINA kadar bitirilecekti. Biz de bütün bu hazırlıkları fotoğraflayıp birinci sayfaya taşımıştık.
Haber özeldi. Konuşulacak bir işe imza attığımızı düşünerek evin yolunu tuttuk.
Fakat içimdeki bir ses bir türlü beni rahat bırakmıyordu. "Ya gelmezse!" sorusu içimi kemirip duruyordu. Aracın ikaz ışıklarını yakıp kenara çektim. İki telefonu elime alıp "kim var kim yok" diye listeyi taradım. Cevabı alabileceğim tek bir isim vardı. Ama telefonla pek görüşmezdi. Bu yüzden mesaj atıp derdimi ilettim. Hiç ummadığım hızda bir geri dönüş oldu.
Cevabı daha rahat okumak için gözlüklerimi çıkardım. Beni şaşırtan cevap şöyleydi: "Büyük ihtimalle Hocaefendi gelemediğini açıklayacak. Yüreği yansa da gelemeyecek. Sevgilerle..." Dostuma çok güvenirdim. Asla beni yanıltmazdı. Bu sözlere güvenip gececi arkadaşlarımı aradım. "Manşeti değiştirelim. Çünkü Fethullah Gülen gelmeyecek..." dedim.
Eve girdiğimde de rahat değildim.
Eğer Gülen "geleceğim" açıklaması yaparsa, güzelim manşeti kendi elimle çöpe atmış olacaktım...
Ama RİSK almadan olmuyordu.
Bizim işimizin bir tarafı da böylesine keskin bıçaktı.
Cumartesi sabahı olmuştu. Tam kahvaltıya oturacaktım ki akşamki dostumdan bir mesaj daha aldım: "Yine haklı çıktım. Bir yemeğini yerim. Sevgiler..."
Hemen bir elimle gazeteyi ararken bir elimle de internete giriyordum.
EVET doğruydu. Hocaefendi gelmeyecekti. Bunu da gözyaşları içinde açıklıyordu.
O an 28 Şubat'a döndüm. 15 yıl önce kurulan planın nasıl işlediğini anladım. Üzüldüm. Bizim bu topraklarda hayat normal ritminde akamıyordu. Hep acı ve gözyaşı vardı... Hep gizli gündem vardı.
Ajandalar eksik olmuyordu. Hıçkırıklar arasında konuşmasını tamamlayamayan Gülen'i görünce yine bu duygulara kapıldım. Gizli bir el her tarafı karıştırıyordu. Ve bu el kesilmedikçe ülkeye huzur da gelmeyecekti!
Hatırlayın Gülen, ABD'ye ilk kez Houston'daki Methodist Hastanesi'nde yatan merhum Cumhurbaşkanı Özal'ı ziyaret etmek için gitmişti. Bu devletle ilk büyük temasıydı. Rahmetli Özal cemaat için hep iyi fikirlere sahip olmuştu. Elinden gelen desteği esirgemeden göstermişti. Daha sonra REFAH'a karşı güç arayan Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Cindoruk gibi siyasiler, Hocaefendi'ye hep yaklaştı. Bülent Ecevit'le dostlukları ise daha sıcak ve daha derindi.
Sadece siyasilerle sınırlı değildi temaslar. Gülen daha çok haber oluyor daha çok gazete ve TV'lerde görünüyordu. Fener Rum Patriği Bartholomeos, Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Maroviç, Sefarad Hahambaşı Eliyahu Bakhsi Doron ve PAPA II. Jean Paul ile de bir araya geliyordu.
Ancak rüzgar tersine dönüyordu!
56 gün Nurettin Veren ve İlhan İşbilen'le birlikte TAKSİ'de yaşamak zorunda kalıyordu. 28 Şubat MGK'sı ve MİT'in hakkında hazırladığı rapor bütün huzuru kaçırmıştı.
GENELKURMAY'ın en özel birimi olan TİB yani Toplumla İlişkiler Başkanlığı planını yapmıştı. Hem Asya Finans'taki paralara el konulacak hem de Fethullah Gülen ülkeden gönderilecekti. Bunun da en güzel yolu cemaatteki kendi adamlarını harekete geçirmekti! Gülen'in o dönem yakınında kim varsa VESVESELERİN kaynağı da onlardı!
Kestane Pazarı'nda başlayan HİZMET en büyük tehlikeyle baş başaydı. Sonu bilinmez bir macera gelip kapıya dayanmıştı.
Sisli bir ortamda önünü görmeye çalışan Gülen, ATV'ye sızdırılan kasetlerle iyice köşeye sıkıştırıldı. 28 Şubat'ta PARAYA giden sivil-asker koalisyonu, Gülen'i göndererek hem yanlarına çekecek hem de gücünü kullanacaklardı! Kısa vadeli bir plan değildi bu!
28 Şubat'ı Gölcük'teki ABD Üssü'nde hazırlayan patronların isteği oluyordu. CIA Başkan Vekili George Tenet ile ABD'de bir araya gelen Çevik Bir ve İlhan Kılıç Paşalar da OPERASYONUN genel hatlarını çiziyordu!
Tam o sırada olan biteni fark eden Ecevit, bütün samimiyetiyle, Gülen'e "Sağlığın için ABD'ye git" diyordu... Tarihler 22 Mart 1999'u gösterirken THY'nin Chicago uçağının yolcuları arasında Fethullah Gülen de vardı. Ve KIŞLADA yapılan plan saat gibi işliyordu!
Üzerinden neredeyse 15 yıl geçmesine rağmen o KASET savaşlarının izi silinmiyordu. Gülen'in en yakınında olan ismin el altından sızdırdığı kasetler cemaatin kaderini tayin ediyordu. Yıllar sonra bile TÜRKÇE OLİMPİYATLARI coşkuyla kutlanırken Gülen gelemiyordu! Eserini göremiyordu...
Aklımdan bunlar geçerken Gülen'in Başbakan Erdoğan'ın DAVETİNE verdiği cevabın videosunu izledim.
Kahve kokusuna hasret kaldığını söyleyen Hocaefendi gözyaşları içinde "öldüğümde anamın ayaklarının dibine gömün" diye vasiyet ediyordu. "Türkiye'yi çok özlesem de iyiye giden işlere zarar veririm" endişesiyle gelemem diyordu. "Bu yüzde bir ihtimal de olsa dönmemem daha hayırlı" sonucuna varıyordu...
Daveti yapanlara da şükranlarını sunmayı unutmuyordu...
Görüntüleri izledikten sonra uzun süre düşündüm. DEVLET, DAVET ETTİĞİ HALDE GÜLEN neden gelmiyordu? Ya da gelemiyordu?
Hassasiyet gösterdiği konular çok önemli değildi. Zaten Türkiye'de YENİ BİR MASA kurulmuş Cumhurbaşkanı, Başbakan, Ordu ve MİT el eleydi. Gelmesinin ne kendisi için ne de HİZMET için bir sakıncası yoktu. Bunu bilecek kadar deneyimliydi. Kaldı ki devletin içinde hizmete yakın isimler de bunu söylüyordu.
Ama Başbakan bile DAVET etse gelemiyordu. Binlerce insanın "gel" çağrısına uyamıyordu!
Belki gözyaşlarının arasında bu isyan vardı.
Kimsenin kendisini anlamadığını düşünüyordu. Dünya ile hiçbir ilişkisi olmayan bir insanın yüreğinde kopan fırtınaları kimse göremiyor, duyamıyordu! Belli ki içindeki o sessiz çığlık rahat vermiyordu...
ACABA NEDEN?
Yoksa 16 yaşında yanında yer bulup en hassas toplantılara başkanlık edecek kadar yükselen isimler gibi SIZMALAR mı olmuştu?
Yoksa bu ÖZEL EĞİTİMLİ kişiler zamanla gücü eline geçirip Gülen'i tehdit mi etmişti?
Yoksa CIA ile içli dışlı olan bir grup MİT-POLİS krizini çıkararak bu dönüşün önünü mü kesmek istemişti?
Soru çok. Hem de buraya sığmayacak kadar...
Yine de devlet, devletliğini gösterip ABD'deki hasreti bitirmeli. Kürt sorunu tarih olurken ülkenin gerçeklerinden biri olan Fethullah Gülen'in de burada olup bir taş da onun koyması şart...
Hep dediğimiz gibi Türkiye BİRLİK İÇİNDE BÜYÜK DEVLET olur...
Gidin alın gelin.
Akıllı devlet kendi sorununu kendi içinde çözer. Gülen orada kaldıkça o grup rahat durmayacak! Onun adına hareket edenler hiç eksilmeyecek.
Gülen de bunu görüyor...
Bir grup AKİL ADAM BU SORUNU ÇÖZER... Gülen gelir, 24 saatte her şey yoluna girer.
Saldırı mı?
Olacak tabii...
Ama biraz cesaret bunu da halleder!