SOSYAL medya çağının ortasındayız. Bilginin saniyeler içinde yayıldığı, duyguların algoritmalarla yönlendirildiği bu yeni dünyada, artık sadece insanlar değil; hükümetler, kurumlar, itibarlar hatta devletler de hedefte. ABD isyan ediyor, Avrupa diken üstünde.

Türkiye ise bu dijital saldırılara karşı tepkiler yükselmeye başladı. Çünkü ortada bir sorun değil, bir saldırı var. Sessiz ve sinsi. Sosyal medya, tıpkı bir virüs gibi hedef belirliyor.
Kendine ait olmayanı alıyor, çarpıtıyor, yayıyor ve sonunda zarar veriyor. Bu yayılmanın en büyük mağduru ise konvansiyonel medya. Oysa gerçek bilgi hâlâ orada üretiliyor. Sokakta, savaş alanında, mahkeme koridorlarında, araştırma masalarında... Yani geleneksel medyada (TV, gazete, internet).
Bugün, sosyal medya içerik üretmez; içerik tüketir. Bir gazeteci günlerce bir belgesel için çalışırken, sosyal medya bu emeği birkaç saniyede çarpıtıp bir linç kampanyasına dönüştürebilir.
Bunu yaparken ne izin alır ne de telif öder. Çünkü hedef gerçek değil, algıdır. İşte bu noktada, devletlerin ve toplumların dijital ahlak, dijital hukuk ve dijital medya okuryazarlığı konularında acilen harekete geçmesi gerekiyor. Yoksa hepimiz bu sosyal virüsün hem taşıyıcısı hem mağduru olacağız.

SAHTE BAYRAK WAR!
Beyaz Saray'da yaşanan gelişmeler, gerçeklikten çok senaryoya benziyor.
ABD Başkanı Trump ile Elon Musk arasındaki ani gerilim, Washington koridorlarını karıştırdı. Musk, Trump'ın Epstein'le yakın olduğunu ve bu yüzden dosyaların kamuoyundan gizlendiğini iddia etti. Trump ise, "Tesla'nın satışlarını engellediğim için bana saldırıyor" diyerek karşı atağa geçti.
Bu söz düellosunun ardından Tesla, birkaç saat içinde 150 milyar dolar değer kaybetti. Ancak bu iki güçlü karakter, birkaç gün öncesine kadar stratejik kararları ortak alıyordu. Şimdi ise aniden kamuoyu önünde düşman olmaları hiç mantıklı görünmüyor.
Bu gelişmeler, planlı bir kaosun sahnede olduğu ihtimalini güçlendiriyor.
Beyaz Saray'a yakın bazı kaynaklar, yaşananları gerçek bir kriz değil, dikkatleri dağıtmak için kurgulanmış bir "sahte gerilim" oduğu görüşünde.
Dahası, Trump'ın önümüzdeki günlerde Epstein dosyalarının tamamının açılmasına izin vereceği konuşuluyor.
Bu hamlenin, Clinton ve Obama gibi Demokratlar'ın birçok önemli ismini pedofili iddialarının merkezine çekeceği ihtimalini de unutmamalıyız. Trump ve Musk'ın aslında "Sahte Bayrak" operasyonunun bir parçası olup olmadığını çok yakında anlayacağız.

ACIMASIZLIĞIN MODASI!
Elinizde bir çanta var ve fiyatı 500 bin dolar. Markası Birkin. Şıklığın, zenginliğin ve maalesef statünün simgesi. Ama o çantanın dikişlerini atan ellerin sahibi, haftada 40 saat çalışıp 60 dolar kazanıyor. Hint Okyanusu'nun batısındaki ada ülkesi Madagaskar'daki bir işçiden söz ediyorum.
Dior, Chanel, Hermes gibi dev markaların üretim merkezi artık Madagaskar.
Bu markaların ürünlerini üreten işçilerin kendi elleriyle yaptıkları bir çantayı almaları için 160 yıl çalışmaları gerekiyor. Üstelik bu çantaların üretim maliyeti sadece 2 bin dolar civarında.
Geri kalan rakam neyi temsil ediyor? Marka mı, prestij mi, yoksa tüketim çılgınlığının acımasız modasını mı!
Modanın arkasındaki perdeye biraz daha dikkatle bakmanın zamanı gelmedi mi sizce?

AYDA 2 TRİLYON DOLAR
Kanada'da yapılan bir araştırma, Ay'da çok değerli platinler olduğunu kanıtladı. Ay yüzeyine çarpan asteroitlerin geride bıraktığı ticari miktarda platin grubu metallerin (platin, paladyum, rodyum, rutenyum, iridyum ve osmiyum) olduğu ve en az 2 trilyon dolarlık rezerv alıcısını bekliyor.
Birçok ülke bu değerli rezervleri dünyaya getirmek için planlar yapıyor. Avrupa Birliği'nin de bu konuda gizli bir ekiple çalışmalar yaptığı iddia ediliyor.
PARANTEZ
ABD'nin 36 trilyon dolarlık borcunu bilmeyen yok. Peki ABD'nin en borçlu olduğu iş adamı kim?
Warren Buffett.
Berkshire Hathaway'in patronu Buffett'in ABD'den 1 trilyon dolar alacağı var. Yıllardır ABD Hazine bonoları toplayan Buffett, aslında dünyanın en zengin adamı.
Ancak yasalar bonoları liste dışı bırakıyor.