Konu, yarısına kadar su ile dolu bir bardağa bakışlarla ilgili galiba.
Bardağın yarısı kimilerine göre boş iken, kimilerine göre ise dolu. Bu, biraz iyimserlik ve kötümserlikle ilgili. Esas mesele ise bardağın başlangıçtaki durumu ile şimdiki durumu arasındaki fark...
İslam İşbirliği Teşkilatı, Kudüs'ün 1967'de İsrail tarafından işgali sonrası 'kıyameti çabuklaştırma' derdindeki bir Hıristiyan tarikat üyesinin 1969'da Mescid-i Aksa'yı kundaklayıp yakması sebebiyle kuruldu.
Kudüs'ün işgali ve Aksa'nın yakılmaya çalışılması, hangi düşüncede olurlarsa olsunlar, Müslümanların tamamının yüreklerini yakmıştı çünkü.
Sonradan İslam İşbirliği Teşkilatı ismini alacak İslam Konferansı Örgütü'nün kuruluşu ve İslam Ülkelerinin bu kuruluşa üye olmaya başlamaları, ayrı bir maceradır.
Hilafetin ortadan kaldırılmasıyla başsız duruma düşen Müslümanlar' ın bir çatı kuruluşuna sahip olmaları, dostları sevindiren, düşmanların ciddi şekilde canını sıkan bir gelişmeydi. Ve günümüzle mukayese edildiğinde, 1969 şartlarında bu teşkilatın gördüğü ve görebileceği işler nerdeyse hiç mesabesindeydi.
O yılları hatırlayalım:
Üye olan ya da olmaya hazırlanan devletlerin büyük bir çoğunluğu fiili işgallerden daha yeni kurtulmuşlardı ve yönetimler bazında da işgalcilerin borusu ötüyordu.
Yani, sadece bardağın dibinde ve çok az bir su vardı.
Geçen sürede, bardağa su damlamaya başladı ve şimdilerde yarısı dolu. 2016 senesinde karşı karşıya olduğumuz durum, başlangıçtan çok farklı yani.
Ancak İİT üyesi ülkelerin hepsi şartların gerektirdiği şekilde davranma konusunda kendi hallerinde de değiller.
İhtişam ve sefalet...
1 milyar 700 milyon civarında bir nüfusa sahip 56 ülkenin üye oldukları İslam İşbirliği Teşkilatı, BM'den sonra ikinci en önemli uluslararası kuruluş.
Bu 56 ülkeden bazılarının ciddi şekilde zengin olduklarını da biliyoruz.
Ancak Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE , Brunei gibi tuzu kuru ülkelerin yanında Gine, Fildişi Sahili gibi fakirlik açısından dünya sıralamasının ilk sıralarında yer alan ülkeler var üyeler arasında.
Suriye, Irak, Afganistan, Somali... gibi ciddi problemlerle boğuşanlar da.
Tam bir ihtişam ve sefalet manzarası...
Mümkün olmamanın yanında, Ümmetin tamamının sahip olduğu imkanlar adaletli bir şekilde pay edilebilse bile kişi başına çıkacak rakam da herhalde pek iç açıcı olmayacaktır.
Üye ülkelerin tamamına bakıldığında ülkelerin hangilerinin siyasi, ekonomik ve askeri açıdan gerçekten güçlü oldukları, hangilerinin fakirlik yanında iç ve dış sıkıntılarla karşı karşıya oldukları, aşağı yukarı bilinen bir husus.
Dolayısıyla bu ülkelerin oluşturdukları bir birliğin, akşamdan sabaha bütün problemleri halletmesini beklemek, çok da anlamlı değil.
Hülasa: yapılacak çok işimiz var.
Türkiye'nin dönem başkanlığı büyük bir şans.
13. Zirve sonrası yayımlanan 200 maddelik İstanbul Deklarasyonu da, işlerin artık yapılacağının yani yarısı zaten dolu olan bardağın dolmaya devam edeceğinin işareti...