Hazır İİT Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi toplanmışken,
Müslümanların problemlerinin en önemlilerini seçilse ve
bunlarla ilgili olarak 56 İslam
ülkesi tarafından acil eylem
planları geliştirilip, vakit
geçirilmeden uygulamaya
konulsa...
İİT'nın
kurulduğundan
beri yaptıkları ve
yapamadıkları
hatırlandığında,
ilk bakışta
imkansız gibi
gelen bir
düşünce
bu. Ama,
hayali bile
güzel.
Gerekenler yapılmadan geçen
her yıl, ay, hafta, gün ve hatta saat aleyhimize işliyor çünkü. Çaresine
sonra bakarız deyip ertelediğimiz her
problem de, iyice içinden çıkılmaz hale
geliyor.
'Hemen değilse ne zaman?' sorusunu gerektiren bir zamandayız
yani.
Rusya Federasyonu ve başka bazı
Gözlemci İİT üyeleri neyse. Ama 56
üye ülke, başta Suriye konusu olmak
üzere birçok konuda Müslümanlar ve
İslam'ın lehine formüller geliştirebilirler.
Müslümanların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmesi gerektiği hepimizin malumu. Dahası, bazı İİT
üyelerinin şu anda problemsiz olmaları,
yarın yaşamayacakları manasına da
gelmiyor.
İslam içerisindeki farklılıkların başkaları tarafından çatışma sebebi olarak kullanılmasını bundan
sonra engelleyebilecek formüller,
atılabilecek adımlardan birisi. Bu
formüllerin temel istinat noktası da
Müslümanların kendi problemlerini kendi aralarında çözebilecekleri anlayışını yerleştirmek olmalı.
Eskiden bilgi edinme ve iletişim
konusunda problemler vardı. Ama artık
iletişim de, bilgiye ulaşmak da çok kolay.
Ehem mühim ayrımını iyi
yapmak; yani
'en önemli' olanı 'önemli' olanın önüne alarak, farklılıklarımızın aramızdaki çatışmalara zemin olarak kullanılmasına mani olabilmek gerek. Teorik olarak da mümkün olan
bu husus, Müslümanları birbirlerine
düşürmek için kullandıkları argümanları
emperyal güçlerin ellerinden almak
demek. Belki çok zor... Ama yapılması
da şart...
AKLIMIZ ACIYAN YERLERİMİZDE...
Müslümanların akılları Suriye,
Irak, Afganistan ve Filistin... gibi
acıyan yerlerinde. Bunların yanında
yakında karışabileceği düşünülen
potansiyel kaynama bölgeleri de var.
İslam ülkelerinin problemlerini halletmeleri ve istikrara kavuşabilmek için başkalarından yardım bekleme lüksleri de yok. Çünkü şimdiye kadar dışarıdan yapılan
müdahalelerin hemen tamamının
başkalarının çıkarları ile alakalı olduğunu
artık biliyoruz. Bundan
sonrakiler de şüphesiz ki
aynı olacak.
Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan'ın Zirve'nin açılışında
yaptığı konuşma, ne yapılması gerektiği
ile ilgili tam bir yol haritası aslında:
"İstanbul'da, Şii-Sünni, Afrikalı- Asyalı, Doğulu-Batılı, siyah-beyaz, zengin-fakir, şu veya bu etnik grubun mensubu olarak değil; 1,7 milyar Müslümanın ve tüm insanlığın sorumluluğunu taşıyan liderler olarak bir araya geliyoruz... Ümmetin maslahatını bireysel menfaatlerimizin önüne koyarak, 21'inci yüzyıla damgasını vuracak; sadece koruyan, muhafaza eden değil, aynı zamanda kuran, inşa eden, yön veren bir anlayışla meselelerimize yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum. Zira bu, dünya nüfusunun 4'te 1'ini oluşturan Müslümanların küresel sistemde hak ettikleri yeri alması açısından da hayati öneme sahiptir." İslam İşbirliği Teşkilatı'nın dönem
başkanlığını Türkiye'nin devralması,
bundan sonra ezber bozacak gelişmelerin yaşanabileceğinin müjdecisi. Ve bizim de o gelişmelere
çok ihtiyacımız var...