İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi bugün İstanbul'da başladı. Bilindiği gibi, 1969'da Mescid-i Aksa'nın kundaklanmasının ardından İslam Konferansı Teşkilatı (İKÖ) kurulmuş ve 2001 yılında da ismi İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirilmişti. İİT, Müslüman ülkelerin tamamını yani 56'sını da çatısı altında bulunduruyor. Gündemi oldukça yoğun olan zirvede başta barış, güvenlik, Filistin ve Kudüs meselesi olmak üzere yoksulluk, terör ve aşırıcılıkla mücadele, yatırım ve finans, bilim ve teknoloji gibi 107 konunun ele alınması bekleniyor. Ancak dile getirilen teknik konuların yanında, toplantıda ağırlıklı olarak İslam ülkeleri arasında diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi ve ortak meselelere karşı beraberce tavır alınabilmesi gündemde olacak. Kuruluşuna kadar tamamen dağınık bir şekilde olan İslam ülkelerini bir çatı altında toplayan kuruluşun, şimdiye kadar pek de ismi ile müsemma faaliyetler göstermediği biliniyor olsa da, başlangıcına rağmen oldukça mesafeler almış durumda. Bünyesinde oluşturulan çeşitli alt kuruluşlarla birlikte çalışmalarını daha da geliştiren İİT'nın, zaman geçtikçe beklentilere daha fazla cevap verebilir hale gelmesi de, Müslümanların ortak arzusu. 13. Zirve'de dönem başkanlığının iki yıllığına Türkiye'ye geçecek olması da, geleceğe yönelik ümitleri artıran bir husus. İİT'nın İstanbul Zirvesi'nde, Müslümanların içinde bulunduğu durumla alakalı olarak sağlıklı değerlendirmeler yapılması ve sıkıntıları tümü ile değilse bile aciliyet arz edenlerle alakalı kararlar alınması konusunda Türkiye'nin bütün gücüyle gayret edeceği, bilinen hususlardan.
Emperyalistler ve uzantıları
Dünyanın hemen her yerinde karışıklıklar var. Ama hepimizin bildiği gibi İslam ülkelerinin bulunduğu coğrafya çok daha karışık. Bunun ardında da, bu coğrafyayı kendi menfaatlerine göre biçimlendirme hesabı yapan emperyalist güçler var. Esas problem ise İslam ülkeleri üzerine hesaplar yapanların, bunların tahakkuku için, içeriden bazı grupları manivela olarak kullanıyor olmaları. Endülüs, içinde bulunulan durumu değerlendirebilmek açısından iyi bir örnek. 711'de İber Yarımadası'na çıkan Müslümanların, kısa bir sürede bütün yarımadayı hakimiyet altına aldıkları biliniyor. Ancak sonra birliklerini kaybedip önce onlarca beyliğe bölündükleri de. Bu beylikler kendi aralarındaki çatışmaları, kısa bir süre sonra diğerleri aleyhine Hıristiyan güç odakları ile ittifak kurmaya kadar götürüyorlar ve bu da sonun başlangıcını getiriyor.. Neticede rakip beyliklerle mücadele için Hıristiyan unsurlarla ittifaklara girenler, önce o beyliklerin yok olmalarını sağlamış olsalar da, sonunda kendileri de yok oldular. 711'den 1492'ye kadar süren Endülüs, aslında ders almamız gereken bir süreç. 1492'de son kale de elden gittikten sonra yaşananlar ise başka bir ibret vesilesi. İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'nde hiçbir şey yapılmasa bile, Endülüs'te yaşananlarla ilgili süreçler hatırlanabilse, mevcut problemlerimize teşhis koyup çözüm arama konusunda büyük kolaylık olur. Problemler ne kadar büyük olsa da, çözüm hemen ellerimizle ulaşabileceğimiz kadar uzaklıkta çünkü...