İlgili haber şöyle: "Diyarbakır Bağlar İlçesi Kaynartepe Mahallesi'nde işyerleri tahrip olmuş esnafa "geçmiş olsun" ziyaretine çıkan HDP Milletvekili Pir, esnaf ve vatandaştan beklemediği tepkiler görünce bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Esnaftan biri şöyle anlatıyor: "HDP Milletvekili güya bize geçmiş olsuna gelmiş. Biz 30 yıldır devletin eve roket attığını görmedik. Duvarları kırıp, daireden daireye tünel yaptığını görmedik. Kardeşim devlet yapmışsa sen bu devleti niye bizim üstümüze çekiyorsun.
Bu mudur senin hak anlayışın, insanlık anlayışın. Bu ise biz bunu istemiyoruz. Ne kırılmadık cam kalmış, ne roket girmemiş ev kalmış; kurşun girmemiş ne bir dükkân, ne bir ev kalmış..." Yetkililerin, kamu düzeninin gereklilikleri ile bölge halkına herhangi bir zarar vermeme düşüncesi arasında gel gitlerin yaşandığı bir süreçteyiz.
Geçmiş yıllarda benzer durumlarda bodoslama üzerine gidilirken, günümüzde teenni ile hareket edilmesi büyük ihtimalle bundan. 90'lı yıllarda 'kurunun yanında yanan yaş'lar sebebiyle, insanların devlet algısının büyük miktarda zedelendiğini hepimiz biliyoruz.
DENİZ BİTTİ...
Bölge halkının oylarıyla parlamentoya girmiş ve orada onların problemlerini dile getirmesi gereken bir milletvekilinin, kendisine oy veren insanların şikayetleri karşısında 'ne yapayım' diye sorması bile başlı başına durumu izah ediyor zaten. O milletvekili ve benzerleri, bir şekilde şemsiyesi altına girdikleri terör örgütünün yaptıkları ve yapacaklarına razı olmak zorunda olduklarını biliyorlar çünkü. Dahası razı olmalarının yetmediği ve hayatlarını yaşanmaz hale getirdikleri insanların da rızalarını devşirmeye çalışmak mecburiyetinde olduklarını da...
Oysa birileri aksini söylese de, Barış Süreci'nin sağladığı gelişmeler sebebiyle halkın huzuruna çıktıklarında söyleyebilecek herhangi bir şey kalmadığının ve dolayısıyla insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylemeye mecbur olduklarının da farkındalar. Bundan on sene, yirmi sene önce söyleyebilecekleri bazı şeyler vardı şüphesiz. Ancak köprülerin altından çok sular aktı ve artık parlamento sıralarından hepimize ya da temsil ettiklerini iddia ettikleri insanlara karşı söyleyebilecekleri bir şey kalmadı. Bunun en açık örneği de, Temmuz 2015'te başlayan terör saldırıları sırasında yaşandı. Neden saldırıyorsunuz sorusuna cevap olarak mırıldanabildikleri tek şey, baraj ve yol inşaatları idi. Terör saldırıları ile yeminli AK Parti karşıtlarının oylarını kaybettiler.
Çukur ve barikatlarla doldurdukları ilçeler üzerinden anlatmaya çalıştıkları öz yönetim masalı, henüz aklını kaybetmemiş sempatizanlarına bile 'neler oluyor' sorusunu sordurdu. Canlı bomba eylemleri ise bütün bunların üzerine tüy dikmekti... Terör örgütü ve siyasetçi, akademisyen, aydın, medya mensubu gibi çeşitli kisvelerle karşımıza çıkan temsilcileri açısından denizin bittiği zamanlardayız.