CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Yalanların alıcısı kaldı mı?..

Eklenme Tarihi 22 Mart 2016

Alfabede harf bırakmamacasına isimler vererek örgütler kurup, sonra bunlar arasında güç birliği ilan etmek terör sevdalılarının yeni meraklarından. Rol gereği siyaset yapıyormuş gibi gözükenlerin merakı ise, kendi yandaşlarının ya da DAEŞ'in patlattığı bombalar sonrası açıklamalar yapmak.
HDP'lilerin, Taksim'i kana bulayan DAEŞ saldırısıyla ilgili açıklamaları da, insanda 'bu türden yalanların hala alıcısı var mı ki söyleyip duruyorlar' düşüncesini uyandıran klişe açıklamalardan. "Saldırıyı lanetliyoruz... Bu saldırı, kim tarafından yapılmış olursa olsun asla kabul edilemez, mazur gösterilemez..." şeklinde başlayan açıklama, rutin cümlelerden sonra şöyle devam ediyor: "Türkiye toplumu her geçen gün Saray'ın ve siyasi iktidarın iç ve dış politikadaki yanlış ve tutarsız politikaları, devlet şiddetini arttıran, özgürlükler alanını daraltan uygulamaları nedeniyle büyük bir kutuplaşma, bölünme, ayrışma ve nefret söylemi yükselişi ile karşı karşıyadır..." 'İç ve dış politikadaki yanlış ve tutarsız politikalar' derken; kendilerini güden terör örgütünün saldırılarına karşı gerekenin yapılıyor olmasından bahsediyorlar aslında. Onlara göre iç politikadaki yanlış bu. Dış politikadaki yanlışlıklar derken kastettikleri daha da vahim.
Suriye'deki eli kanlı diktatörü desteklememek ve Mısır'daki darbecilere alkış tutmamak onlara göre yanlışların ilk halkası. Esas dertleri de, Cumhurbaşkanımızın ve iktidarın ülkemiz ve bölge üzerine hesaplar yapan emperyal mihraklar karşısında dimdik durmaları. Ortak Vatan'da, bütün vatandaşların eşit haklara sahip olabilmeleri için başlatılan Barış Süreci'ni yarıda kesen kendileriydi. Suriye'nin kuzeyi ile ilgili kurdukları hayale mani olunacağını anlayınca, Temmuz 2014'te terör saldırılarını başlatarak yaptılar bunu. 'Devlet şiddeti' dedikleri, güvenlik güçlerinin terör saldırılarına tam da gerektiği şekilde verdiği cevaplar. Devletin devletliğini yapmasından müştekiler yani.

HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ...
Çukur kazıp, barikatlar kurarak ilçeleri yaşanamaz hale getiriyor, sonra da 'özgürlük alanlarının daraltılmasından' dem vuruyorlar.
Rojava başta olmak üzere, hakim oldukları mahallerde kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımıyor, ama kutuplaşma, bölünme, ayrışma edebiyatı yapmaktan da geri kalmıyorlar.
Nefret söyleminin yükselişi dedikleri şey ise artık yüzlerine iyice vurmuş haleti ruhiyelerine koydukları teşhis belli ki. Kimsenin kabul etmeyeceğini bile bile yanlış şeyler yapıyor, yanlış şeyler konuşuyor, bunlara karşı çıkıldıkça da, adeta çıldırıyorlar.
Meclis'teki partilerin demokratik adımlar atmasını istiyor, ama terör saldırıları ile ilgili olarak açıklanacak terör karşıtı bir deklarasyon denildiğinde, kaçacak delik arıyorlar.
Söylemeye çalıştıkları, yani aslında mutlaka söylemeleri için birilerince zorlandıkları şu: "Türkiye, içerde terör örgütünün faaliyetlerine karşı durmaktan; dışarıda da, Suriye'deki Rojava oluşumuna karşı çıkmayıp destek olduğu gibi, örgüte destek olan dış güçleri kızdırmaktan da vazgeçmeli...
Yoksa..." 'Yoksa'nın ne demek olduğunu iyi biliyoruz; yaşıyoruz çünkü.
Onların bilmedikleri ise, parlak laflar ardına gizlemeye çalıştıkları niyetlerinin Kürt kardeşlerimiz de dahil olmak üzere herkes tarafından bilindiği...
Yalanlarının alıcısı yok yani...