Bir Avrupa ve NATO başkenti olan Brüksel, ikisi havalimanında birisi de şehir merkezindeki metrolardan birisinde olmak üzere, üç ayrı patlama ile sarsıldı. İşin özeti ise şu: Belçika, koynunda beslediği değilse de ona benzer bir başka yılan tarafından sokuldu.
Avrupa ülkelerinin ve bu arada Belçika'nın PKK konusunda takip ettikleri ikircikli politikanın en son örneği, Türkiye ile AB yetkililerinin toplantı yapacakları mekanın hemen yanında kurulmasına izin verdikleri çadırdı. Türkiye'deki saldırıları ile bilinen bir terör örgütüne gösterilen bu müsamahayı, Belçika'nın kendisini bu örgütün saldırılarından korumak istemesi ile açıklayanlar çoğunlukta. Ancak meselenin bundan ibaret olmadığı ve bu örgüte yönelik hoşgörülü tavrın arka planında başka hesapların olduğu da malum.
Terör konusunda uluslararası alanda bir mutabakata varılamaması sebebiyle, açıkça beyan etmiyor olsalar da birçok ülkenin terör meselesine 'benim teröristim, onun teröristi' şeklinde yaklaştığı bilinmektedir. Bu sebeple olsa gerek, Avrupa ülkelerinin çoğu da PKK'yı terör örgütü olarak ilan etmiş olsalar bile bu örgüte yönelik hoşgörüleri ile tanınırlar.
Avrupa ülkelerinin Brüksel'deki terör saldırıları sonrası akıllarını iyice başlarına toplamaları gerek.
Önce yapmaları gereken de terör konusundaki çifte standartlarına bir son vermek. Başkalarına zarar verdiği düşüncesiyle PKK'yı desteklemekten vazgeçmeleri de herhalde ilk atmaları gereken adımlardan.
Avrupa ülkelerinin farkına varmak istemediği diğer konu, yani eğitim konusu aslında çok daha önemli. Başta Belçika olmak üzere hemen bütün Avrupa ülkelerinde Müslüman çocukların dini eğitim almaları konusundaki tereddütler, yeni tanışılan DAEŞ tarzı terörün en önemli sebeplerinden birisi.
Avrupa ve genelde batı ülkelerinde İslam'ın öğrenilmesi ve öğretilmesi konusunda getirilen sınırlamalar, yaşadıkları bütün sıkıntıların temel sebeplerinden birisi yani.
TERÖRÜN KAYNAĞI CEHALET ...
Bölgedeki ve değişik ülkelerdeki DAEŞ mensuplarının çoğunun dikkat çekici ortak bir özellikleri var: Hayatlarının belli dönemlerine kadar dinden uzak kalıp bir anda hidayete kavuşmuş ya da yeni İslam'a girmiş olanlar, örgüt kitlesinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu insanlar İslam'ı gereği gibi öğrenemedikleri için cihat adı altında terör olaylarına bulaştırılmaları kolay oluyor. Kestirmeden söylenebilecek olan şu: Sadece Kur'an-ı Kerim'deki "Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur..." (Maide Suresi, 32) ayeti bile, DAEŞ ve benzeri terör örgütlerine karşı başlı başına bir ilaçtır oysa.
Brüksel'de yaşananın bir son olması duamız. Ama açık gerçekler, Avrupa ülkelerinin Müslüman çocukların dinlerini öğrenmeleri konusunda daha istekli olmaları gerektiğini ortaya koyuyor. Ve tabii, terör meselesine genel olarak yaklaşıp, 'benim teröristim, onun teröristi' ayrımı yapmamaları gerektiğini de...
Nasıl dini ve milliyeti yoksa, terörün dostluğu da olmaz...