CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

101'inci kişi...

Eklenme Tarihi 07 Mart 2016
'Şeriat'ın kestiği parmak acımaz' sözü, üzerinde belli ölçüde mutabakat sağlanmış bir mevzuatın gereği olarak verilen hükümlerin haklı olduğunu ve gereken girişimler yapıldıktan sonra artık rıza göstermek gerektiğini ifade eder.
Ancak, mevzuata uygun olmadan ve yine bir deyim haline gelmiş olan 'kara kaplı kitaba bakılarak' verilen hükümler konusunda aynı şey söz konusu değildir. Bu şekilde verilen kararlar, bazılarını memnun etse de, kamuoyunu yaralar ve hukuka olan güveni zedeleyeceği için, tuzun kokması halini ortaya çıkarır. Anayasa Mahkemesi'nin Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili olarak verdiği karar, mevzuatın ilgili bütün maddelerine aykırı olduğu için, 'kara kaplı kitaba bakılarak' verilen bir karardır. Dolayısıyla kahir ekseriyeti rahatsız etmiştir.
Bu rahatsızlık, adı geçen kişilerin işledikleri iddia edilen suçun vahameti yanında ve belki bundan da vahim olarak, bizzat AYM'nin kendisi ile alakalı mevzuatın birçok kısmını ihlal etmesi ile alakalıdır.
Olağan hukuk yolları bitirilmeden yapılan bireysel bir müracaatı kabul etmenin yanında, adeta zamanla yarışarak sıradaki birçok dosyayı geriye itip alelacele karar almış, konuyla ilgili kararı açıklama hususunda acele ettiği için de, gerekçeyi geriye bırakmıştır...
Bunların her birisi, Anayasa ve kanunlarla düzenlenmiş hususlar olup, başka kurumlar yapsa bunlara müdahale etmesi beklenen AYM, kendi mevzuatını ihlal etmiştir. Bunun temel sebebi de, 'son merci' olmanın, yani kararlarının kesin, temyizinin de mümkün olmamasının rahatlığı olsa gerek.
Başta Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olmak üzere kararı eleştirenleri hedef alan AYM Başkanı'nın bildik 'yüksek mahkemenin kararlarının herkesi bağlayacağı' hatırlatması da, söyleyebilecek başka şeyi olmadığını gösteriyor.

Dün dündür...

Anayasa Hukuku konusunda uzman olan AYM Başkanı'nın 2008'de katıldığı "Anayasa ve Demokrasi" konulu bir panelde yaptığı değerlendirme, tam da ihlal ettikleri hususlardan birisiyle alakalı.
AYM'nin alışkanlık haline getirdiği kararları önce, gerekçelerini çok sonra açıklama tutumunu eleştiren Arslan, şöyle diyordu: "Uzun süredir bu kuralı, anayasa normunu ihlal ediyor ve gerekçesini yazmadan kararını açıklıyor Anayasa mahkemesi. Bunu yüz kişiye sorduğunuzda yüz kişi de aynı şekilde anlayacaktır. Çünkü burada esnek, elastiki bir şey yok, önce gerekçesini yazacaksınız, kararları sonra açıklayacaksınız. Bu anayasa hükmünün yorumlanması; yorumlanarak, işte gerekçesi yazılmadan bazı kararlar açıklanabilir şeklinde anlamlandırılması imkansızdır. Çünkü o kadar yalın bir ifade ki..." Evet AYM Başkanı'nın başkan hatta üye bile olmadan 2008'de söylediği gibi, Anayasa'nın ilgili hükmü, yoruma yer bırakmayacak kadar açık. Ancak bugün de aynısı yapılıyor ve Başkan da kamuoyu huzurunda yapılanı savunuyor. Akla gelen ihtimallerden birisi şu: Başkan yorumunu sorup, olumsuz cevap aldığı yüz kişiden sonra 101'inci kişiye ulaşıp, ondan 'Kararlar gerekçesi yazılmadan açıklanmaz' hükmünün değişik bir şekilde yorumlanabileceği cevabını almış olmalı...
Olup bitenin başka ve oldukça can acıtıcı olabilecek izah tarzları da var tabii, ancak gereksiz...