Alan değil, veren el...
Diğergam bir yapıya sahip olmasaydık, azıcık kendimizi toplar gibi olduğumuz dönemlerden itibaren Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Filistin ve günümüz itibariyle dünyanın başka birçok coğrafyası ilgi alanımıza girmezdi herhalde. Tabii bu arada şunu da vurgulamak gerek; resmi ve sivil, hepsi de yardımlaşmayı temel alan onlarca dernek, vakıf gibi kuruluşlar üzerinden gösterilen bu ilgi de, vermek üzerine değil daha çok almak üzerine bina edilirdi aksi takdirde, tıpkı batılı benzerlerinin yaptığı gibi. Genetik mirasımızın en önemli taraflarından birisi de, farklılıkları bir arada barış içerisinde yaşatabilme konusunda gösterdiğimiz başarı. Son yüz yıllık dönemi bir kenara koyarsak, tarihimiz bu hususun eşsiz örnekleri ile doludur. Dahası, dünyanın bilinen tarihinde aynı başarıyı gösterebilmiş bir başka yapı da yoktur. Dolayısıyla, bizde genetik olarak var olan özelliklerin üzerindeki küllerin üflenmesi ile birlikte, bu topraklarda yaşayan 72 buçuk milletin bir arada ve barış içerisinde yaşamaya devam edebilmesi ve bu konuda örnek bekleyen dünyaya tekrar örnek olmamız işten bile değildir... Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Anayasa Platformunca düzenlenen "Yeni Anayasa İçin Hep Birlikte" temalı programda yaptığı: "Türkiye modeli anayasayı hazırlama başarısını ortaya koyabilmeliyiz. Bize göre milleti merkeze alan, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' ilkesiyle ifade ettiğimiz kadim yönetim geleneğimize yaslanan bir anayasa, Türk tipi anayasadır." vurgusu bu açıdan çok önemli bir mesaj içeriyordu. 'Kötü misal, misal olmaz' demiş büyükler. Güzel olanı, vaktiyle yapmış isek tekrar yapabiliriz. İsteyelim ve gayret edelim, yeter...