Malum bildiri ile ilgili tartışmalar alevlenerek devam ediyor. Başbakan'ın Ahmet Davutoğlu'nun belirttiği gibi,
olup bitenlerle alakalı gerçekçi bir fotoğraf sunmadığı için 'olgusal gerçeklik'ten uzak bir bildiri bu. Dahası terörü meşrulaştırmayı hedef aldığı için fikir tartışmasıyla da alakası yok. Başbakan Davutoğlu'nun şu sözleri ise olayın bir başka tarafı ile ilgili:
"Eğer bir siyaset profesörü bu bildiriye imza atmışsa ben onu siyaset bilimine giriş dersinden sınıfta bırakırım." Yerlisi ve yabancısıyla 1128 akademik görevli tarafından imzalanmış olan 'Bu suça ortak olmayacağız' başlıklı bildiri, imzalayanlardan bazıları aynı fikirde olmasa da,
belli ki teröre ve onun amaçlarına destek vermek üzere hazırlanmış. Dolayısıyla, 'her ne kadar içeriğine katılmasak da...' diye başlayan açıklamalar arasında hakikaten iyi niyetle yapılmış olanları olsa da, çoğunun ikircikli olduğunu belirtmek gerek.
'Her ne kadar...' şeklinde başlayan cümleler de, tıpkı 'ama, lakin, fakat'la başlayan cümleler gibi aldatıcı çünkü... Çoğunlukla karşı çıkılması normalde mümkün olamayacak bir takım olguları ters yüz etmeye yarayan kılıflar bunlar. Vaktiyle AYM'nin ve son zamanlarda YSK ve RTÜK'ün yaptığı gibi tıpkı. Malum, YSK ve RTÜK'ün dünyaya milli pencereden bakan haber kanallarına yönelik verdikleri cezai kararların hemen tamamına 'her ne kadar...' diyerek başlıyor ve:
"... RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dairesi, söz konusu yayında suç olmadığını belirtmiş olsa da, ilgili haber kanalının cezalandırılmasına..." şeklinde sürdürerek ceza veriyorlardı. Yerli ve yabancı 1128 akademik personelin bildirileri ile ilgili yorumların birçoğu da aşağı yukarı böyle başlıyor.
'Her ne kadar içindeki görüşlere katılmıyor olsak da...' diyorlar önce ve mesela; 'yapılanın eninde sonunda bir fikir ve kanaat belirtme kullanma olduğuna inanıyor ve bildiriye karşı geliştirilen tepkilerin maksadını aştığını düşünüyoruz...' şeklinde de devam ediyorlar.
YOL OLMASIN...
Yabancı olanları ne ise, ancak terör örgütü PKK ya da konjonktürel olarak can düşmanımız kesilen Rusya'nın hazırlayabileceği ya da hazırlatabileceği bir bildiriden ve ona imza atan yerli akademisyenlerden bahsediyoruz. Bunların fikir ve kanaat belirtme özgürlüklerini kullandıklarını söylemek kısmen anlamlı, tamam. Ancak,
söz konusu bildirinin bu ülkenin gençlerini yetiştirmek üzere görev yapan öğretim elemanları tarafından kaleme alınmış olması, aslında konunun belki de en vahim tarafı... Bildirinin hoş görülmesi için ileri sürülen mazeret, yani imzalayanların akademik personel oluşu, olayın en riskli tarafı belki de. Üniversitelerin bağımsız düşüncenin yuvası olduğu, buralarda en olumsuz fikirlerin bile savunulmasının normal olduğu şeklindeki bakış, belki haklı. Ama, hukuki tarafının yanında, entelektüel olarak sakat ve Türkçesi son derece kötü bir bildiri var karşımızda. Her ne kadar bildiriye imza atanların akademisyen oldukları, dolayısıyla üzerlerine gidilmemesi gerektiği söylense de,
alışkanlık yapma ihtimaline binaen uygun bir şekilde hatırlarının sorulması yerinde...
Maksat yol olmasın...