CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Namazda gözü olmayanın...

Eklenme Tarihi 18 Ocak 2016
Teori, muhalefet partilerinin hele de bunlardan ana muhalefet olanının, yakın ve hiç değilse orta gelecekte ülkenin yönetimini devralabileceği şeklindedir. Türkiye'nin geçmişinde de ispatlanan bu teorinin bundan sonraki durumu şüpheli... Şüpheli; çünkü özellikle de ana muhalefet partisinin gerçekten bir parti olabilme ihtimali bile zayıf gözüküyor. Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin 35. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı dinleyen ya da okuyan birisi, bu gidişle CHP'nin 135. değil ama belki 235. Olağan genel kurulda gerçekten bir siyasi parti haline gelebileceğini düşünebilir. Malum, çıkmadık canda ümit vardır. Baykal'la ilgili kaset sayesinde işbaşına gelen Kılıçdaroğlu'nun kurultay konuşmasının objektif olarak hiçbir anlamı yok. Söylediklerinin çoğu mübalağa, uydurma ve kalanı da yakıştırmalardan ibaret. Bir liderin partisinin kurultayında yaptığı konuşmadan çok, ortaokul ya da lise talebelerinin münazaralarda yapacakları türden bir konuşma gibi. Konuşmalarının olmazsa olmazlarından olan Cumhurbaşkanı'na çatma bölümü çok yapmacık. Hepi topu yüzde 25 oya ancak ulaşabilen bir partinin genel başkanının, hem de ilk turda Türkiye'nin yüzde 52'sinin oylarıyla işbaşına gelmiş bir Cumhurbaşkanı'ndan bahsederken daha edepli olması beklenirdi oysa. Muhalif CHP'li isimlerin anlattığı delege oyunlarına bakılırsa, demokrasiden bahsetmeye de hakkı yok Kılıçdaroğlu'nun. Diktatörlük suçlamalarında bulunacakken, kurultayda şeklen olsun demokrat olabilirdi belki, ama olmamış. Rezidans konusuna değinmeden yolsuzluk muhabbeti yapması da, hoş... Anayasa çalışmalarını engellemesiyle maruf birisinin Başbakan Ahmet Davutoğlu'na güya anayasa değişikliği çağrısında bulunurken söyledikleri daha da ilgi çekici: "Özgürlükçü bir demokrasi istiyorsanız, gelin darbe hukukunu tamamen değiştirelim. Anayasa da darbe hukukun bir parçası, bunları değiştirebilirsek, demokrasiyi getirmiş oluruz" diyor. 'Darbe hukukunu tamamen değiştirelim' diyen birisinin, kırmızı çizgi ilan ettiği 'ilk 4 madde' saplantısını bir kenara koysak bile, bu sözler samimiyetsizlik kokuyor...

Diyanetin DAEŞ Raporu..

Kılıçdaroğlu'nun DAEŞ babında söyledikleri ise tam bir facia. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Din İşleri Yüksek Kurulu'na hazırlattığı Ağustos 2015 tarihli "DAİŞ'in Temel Felsefesi ve Dini Referansları" başlıklı raporu görmüş olmalı oysa. DAİŞ örgütünün dini anlayışı ve felsefesi, örgütün tarihçesi, dini referansları ve tahrif ettikleri dini kavramlarla ilgili değerlendirmelerin ele alındığı oldukça kapsamlı bir rapor bu... Dahası başta Başkan Prof. Dr. Mehmet Görmez olmak üzere bütün Diyanet teşkilatının, devletçe terör örgütü ilan edildiği 2013 Ekim Ayı'ndan itibaren DAEŞ'le alakalı uyarılarına başlamış olduklarını da bilmeliydi en azından. Demek ki, 'namazda gözü almayanın ezanda kulağı olmaz' lafı boşuna söylenmemiş... Gezi olayları sırasında kanunsuz gösterilerle etrafı yakıp yıkan, yağmalayan masum(!) gençlere yakıp yıkmaktan, kırıp dökmekten vazgeçmeleri çağrısında bulunmaktan imtina etmişti Kılıçdaroğlu. Şimdi de, sözde akademisyenlerin bildirisine sahip çıkıyor. O bildirinin ancak terör örgütü PKK ya da Rusya tarafından hazırlatılmış olabileceğini bile bile hem de... Evet evet; CHP hakikaten ümit vermiyor...