CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Düşüncenin kokusu olur mu?..

Eklenme Tarihi 09 Aralık 2015
Nasrettin Hoca merhumun meşhur fıkralarındandır:
Rahatsızlanan Hoca, ateşler içinde yatarken 'şimdi şöyle nanesi bol sıcak bir çorba olsaydı da, içseydim' diye düşünür. Bu arada kapısı çalınır. Gelen yan komşunun çocuğudur ve elindeki kaseyi Hoca'ya uzatarak, 'babasının selamı olduğunu, varsa biraz naneli çorba istediğini' söyler. Gülümseyen Hoca, "İşe bak, komşular artık hayalimin bile kokusunu almaya başladılar" der.
Hoca'nın komşuları, hayalinin kokusunu alabilmişler.
Ancak güçleri oldukça azalan Türkiye'deki vesayet meraklılarının, çok daha önemli bir şeyi yaptıkları mesela bir bakanlıktaki görevden alma düşüncesinin bile kokusunu alabildikleri anlaşılıyor.
Akşam'ın sorularını cevaplandıran Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, vaktiyle başına gelen düşündürücü bir olayı şöyle aktarmış: "Önüme bir karar geldi: 'Filanca görevdeki falancayı görevden alacağınız duyumu üzerine yürütmeyi durduruyoruz!' Duyum üzerine yürütmeyi durdurma kararı veriyor. 'Böyle bir tasarrufunuz olacaksa, adamı almaya kalkmayın' diyor."
Ne güzel değil mi?... Yasama, Yürütme ve Yargı şeklinde ayrılmış kuvvetler ayrılığı var ve bunlardan birisi olan Yargı, Yürütme'nin unsurlarından birisi olan bir bakanlığa: "Filan kişiyi görevden alacağınıza dair duyumlar var, buna istinaden yürütmeyi durduruyoruz" şeklinde bir karar gönderebiliyor. Tam da 'güler misin, ağlar mısın' denilecek bir durum...
Binali Yıldırım'ın bahsettiği olay, işin biraz hafif kısmı aslında. Yine Yıldırım'ın bakanlığı döneminde 2006'da yaşanan başka bir olay, daha da vahim. Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü iç hatlarda çalışan bir havayolu şirketinin 'idari, mali ve teknik açıdan yönetmelik gereklerini karşılayamaz duruma düştüğünü' tespit ederek, şirkete durumunu düzeltmesi için üç ay süre tanır, düzelme olmayınca da uçuşlarını durdurur.

MAHKEME KARARI İLE UÇUŞ...
İlgili havayolu şirketi İdare Mahkemesi'ne başvurur. Mahkeme, SHGM kararının yürütmesini durdurur ve ruhsatın iptalini kaldırır. Ve 'teknik eksiklikler' sebebiyle uçmaması gereken uçaklar, 'mahkeme kararıyla' yeniden uçmaya başlar. SHGM, mahkemenin kararını temyiz için gittiği Danıştay'ca haklı bulununca, Bakanlık şirketin uçuşlarını yeniden durdurur. Ama bu süreçte her birisi potansiyel birer bomba olan uçaklar, üç buçuk ay yolcu taşımaya devam etmişlerdir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başkanlık Sistemi konusuna vurgu yaparken örnek olarak aktardığı, 'bir şehrimizin 13 defa görevden alınan milli eğitim müdürünün mahkeme tarafından her defasında göreve iade edilmesi' olayı gibi, aktarılan olaylar da, arkada bırakmaya çalıştığımız eski Türkiye'nin sıradan gerçeklerinden.
Düşüncenin bile kokusunu alabilen, uçmaması gereken uçakları uçurabilen ve idarenin çalışmak istemediği müdürü 13 defa görevine iade eden bir anlayış vesayetçilerin anlayışı...
Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere birçok kişinin, 'Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu ve bunu yaparken de Başkanlık Sistemi'ne geçilmesi gerektiği, çünkü ancak böylelikle daha ileriye gidilebileceği' konusundaki ısrarlarını anlamak şimdi daha kolay.