7 Haziran öncesi kadar olmasa da, 1 Kasım öncesinde de şaşırtıcı şeyler yaşadık. Beraberlikleri mümkün olmayanlar arasındaki
'benzemezler ittifakı' yine devam etti. Bu ittifaklara dışarıdan verilen destek de tabii. Benzemezler ittifakı içerisinden bir kişi bile çıkıp da,
'yahu bu adamlarla bir arada olmamız bile tuhafken; elin Amerikalısı, İngilizi, Rusu, İranlısı, Almanı... ile nasıl olup da aynı hedefe doğru yürür hale geldik?' diye sormadı bile. The Economist eğer açık açık,
'1 Kasım'da Recep Tayyip Erdoğan'a yani AK Parti'ye oy vermeyin' yazmışsa, bu ülkenin vatandaşı olan herkesin yapması gereken şey
The Economist'in istediğinin tam aksini yapmak, yani AK Parti'ye oy vermekti mesela... Adı geçen derginin daha önceki yayınları dolayısıyla, AK Parti'ye destek olmak istediği için böyle yaptığı gibisinden bir komplo teorisi akıllara gelemeyeceğine göre, normal olan buydu. Benzer şekilde yayın yapan diğer yabancı basın organları da hesaba katıldığında, Türkiye'de yaşayan insanların seçimde hangi partiyi tercih etmeleri gerektiği konusunda karar vermeleri çok kolaydı yani. Ancak Türkiye üzerine ciddi hesapları olan dış mihrakların emrindeki bu medya organları ile aynı doğrultuda hareket eden
'içimizdeki beyinsizlerin' inşa ettikleri algılar sebebiyle kafası karışan insan sayısında ciddi bir artış olduğu kesin. Nasıl sonuçlanmış olursa olsun, seçim sonuçlarına bakarak insanımızın büyük bir kesiminin nasıl kandırıldığını anlayabilmek mümkün. 'Kandırıldığını' diyoruz çünkü, tek tek herkesle konuşma imkanı bulup da, '
The Economist'in ya da The Guardian'ın Türkiye'nin lehine olan bir şeyi isteyebileceğine inanır mısınız?' diye sorabilseydik, herhalde büyük oranda hayır cevabı alırdık.
KENDİ AYAĞINA SIKMAK...
AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesini önleme hedefi için çalışanlar arasında emperyalizmin ne olduğunu iyi bilen ve bağımsızlık konusunda hassas olan çok sayıda insan olmalı oysa. Bunların bile çok açık bir dış yönlendirmeye kapılmaları, durumun vahametini gösteriyor. 1 Kasım'ın sonuçları ne olursa olsun, önümüzde alınacak çok mesafe var. Hangi ideolojiye ya da alt kimliğe mensup olurlarsa olsunlar,
bu memleketin insanının dışarıdan esen menfaat esaslı rüzgarlar ve buna içeriden verilen desteklerle oluşturulan algı operasyonlarına kurban olması, normal bir şey değil çünkü. Birilerinin,
AK Parti'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gücü kırılsın da her ne olursa olsun mantığı ile hareket etmeleri anlaşılabilir belki. Ama insanımızın
kendi ayağına kurşun sıkma manasına gelen bu girişimlere destek vermesi konusunda yapılacak şeyler olmalı. Bu memleketin insanının,
'Erdoğan ve hükümetin gücü kırılsın da, gerekirse ekonomi batsın, yatırımlar dursun, Türkiye'nin gelişmesi frenlensin..' çabasına bilinçli bir şekilde destek vermesi mümkün değildir. Eğer böyle bir görüntü varsa, oluşturulan algılarla ilgilidir ve bundan sonrasının temel meselesi algılarla mücadele etmektir... 1 Kasım'ın neticesi ne olursa olsun, mücadele bitmedi...