Gıda fiyatları son yıllarda yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyrediyor. Fiyatlar yukarıya çıktıkça günü karnını doyuramadan bitiren insanların sayısı da günden güne artıyor.
Açlık sınırının altında yaşayanların sayısı tarihte 1.5 milyarı aştı ve her yıl 40 milyondan fazla insan açlar ordusuna katılıyor. Artık "Gıda krizinin" sürekli hale geldiği ve ucuz yemek döneminin sona erdiği düşünülüyor.
Doğu-Batı Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Uluslararası stratejist Ömer Özkaya, "Gıda ve su savaşları" konusunda yaptığı araştırmalar ile tanınıyor. Özkaya, Türkiye'nin olası sıkıntılarını şöyle yorumladı:
Gıda fiatlarındaki gelişmeler, talepteki yükselmeyle, stokların yetersiz olmasıyla veya Çin ve Hindistan'da et tüketiminin artışıyla açıklamaya çalışılıyor. Ne var ki sorunu, sadece; arz-talep denklemleriyle veya "aşırı nüfus" teorileriyle açıklamak mümkün değil.
Gıdayı tehdit eden bir önemli sorun da iklim değişikliği. İklim değişikliği sıcaklıkların artışı, yağış rejiminin değişmesi, doğal felaketlerin artışı gibi sonuçlarla tarım üzerinde son derece olumsuz etkiler doğuruyor. Uzmanlar 2030'a kadar gıda fiyatlarının en iyimser ihtimalle yüzde 70-90 arasında yükseleceğini tahmin ediyor. İklim değişikliğininse bu rakamı ikiye katlayacağı düşünülüyor. Eğer önlem alınmazsa 2030'da en az 4 milyar insan kronik gıda ve su sıkıntısı içine düşecek."
ERDOĞAN'IN TALEBİ
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın isteği üzerine hazırlandığı belirtilen bir gizli raporda, dünyayı 'su savaşları'nın beklediği, kuraklık, seller ve taze su eksikliğinin önümüzdeki yıllarda önemli bir küresel istikrarsızlık ve çatışmalara yol açacağı vurgulanıyor. Raporda, su ve su kaynaklarının önümüzdeki 10 yıl içinde devletler arasında gerilimler yaratabileceği, ulusal ve küresel gıda piyasalarını bozacak tehditler oluşturabileceği, ancak 2022 yılından başlayarak özellikle Güney Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da su kaynaklarının bir savaş ya da terör aracı olarak kullanabileceği vurgulanıyor. Raporda, Türkiye'nin 2025 yılında su fakiri ülkeler arasında olacağı (kişi başına yıllık su tüketimi 1000 metreküpün altına inecek), 2040 yılında ise Suriye ve Irak gibi şiddetli susuzluk çekecek ülkelerin hedefi haline geleceği değerlendirmeleri yer alıyor.
Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile Bakan Veysel Eroğlu'nun hazırladıkları "Türkiye'nin 2023 stratejisinde Su" 'konulu rapora göz gezdirelim:
Türkiye, sanılanın aksine su zengini bir ülke konumunda değil.
Artan nüfus ve su kullanımının artması nedeniyle ileride sıkıntılar yaşanabilecektir.
HER İLE SU: 2023 hedeflerinin başında her yerleşim birimine içme suyu temini var.
İçme, kullanma ve sanayi için 2023 yılında 38.5 milyar metreküplük bir su kapasitesinin yaratılması öngörülüyor. Tarlalar sulanacak: 2023'e kadar tüm sulanabilir araziler sulanacak.
DSİ etütlerine göre, Türkiye'de sulanabilecek alan 8.5 milyon hektar. Sadece Fırat Havzası'nda Belçika kadar bir alan sulanabilir. Hidroelektrik potansiyeli: 2023 yılına kadar Türkiye'nin hidroelektrik potansiyeli harekete geçirilecek.
Türkiye'de teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli 128 milyar kilovatsaat olarak hesaplanıyor.
FIRAT VE DİCLE
Türkiye'nin akarsu zenginliğinden daha çok yararlanması hedefleniyor. Genel ilke 'Boşa akan su kalmasın' olarak özetlendi. Üzerine tesis yapılabilecek her akarsunun değerlendirilmesi benimsendi.
Bu süreçte üzerinde önemle durulan bir başka konu da sınır aşan sular. Fırat ve Dicle'nin sularını kıyıdaş ülkeler Suriye ve Irak'la paylaşımında gelecekte sıkıntılı günler Türkiye'yi bekliyor.
Türkiye'nin bu sular üzerinde yapmayı düşündüğü barajlar konusunda, Ilısu ve Yusufeli barajları örneğinde olduğu gibi ileride daha çok baskı altında kalabileceğini öngörülüyor. 'Sınır aşan sular üzerindeki barajlar süratle bitirilsin' tavsiyesi de bu gereklilikten kaynaklanıyor.
Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde müktesebatına geçirmek zorunda olduğu düzenlemeler nedeniyle Türkiye ileride bu iki nehre baraj yapmakta güçlüklerle karşılaşabileceği seslendiriliyor.
DSİ'nin yatırımları: Şu anda 542 baraj ve 135 hidroelektrik santralı işletmede, 87 baraj ve 41 hidroelektrik santral ise inşa halinde. DSİ'nin belirlenen yatırımları yerine getirmesi için 50 milyar YTL'lik kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır''
SONUÇ:
Ortadoğu uzmanı Ömer Özkaya'nın vurgulamalarına dikkat: Büyük petrol kartellerinin ve Rockefeller gibi ailelerin bilimsel tarıma yaptıkları dev yatırımlar, Afrika'daki çok büyük arazı alımları, yakından takip edilmelidir.
Gelişmeler, yeni dünyanın iki araçla idare edileceğini gösteriyor: Ekmek ve Uranyum. Uluslararası su yolları ve petrol sahalarındaki gelişmeler bu kapsamda ele alınmalıdır.Yakın gelecekte dünyanın enerjisi, elektrikten sağlanacak. Yani barajlar ve nükleer santrallardan...''