Uçak krizi yüzünden sıkıntılı günler yaşanmasına rağmen, Putin'in ziyaretini iptal etmemesi, hemen 3 Aralık tarihini açıklaması, Kremlin'in Türkiye ile güçlü işbirliği kararlılığının kanıtı olarak görünüyordu. Putin, bu hareketiyle derin odaklara ilk yumruğu attı.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da Paris'te yaptığı "Uçak olayı, Türkiye ile Rusya ilişkileri etkilemez. Hiç kimse Türk-Rus ilişkileri üzerine endişelenmesin. İki ülke ilişkileri istikrarlı ve sağlam bir şekilde gelişiyor''açıklamasıyla, kriz bekleyenlere, kapalı kapılar ardında avuçlarını ovuşturan odaklara, ikinci yumruğu attı.
Bu yumrukların arka planına bakalım:
YENİ DAMARLAR
Denizbank'ı, Rusya'nın en büyük Bankası Sberbank satın aldı.
Putin, 3 Aralık'ta Ankara'ya gelince son imzalar atılacak.
Yaşadığımız süreçte, bir küresel gücün yakın komşularında banka alması, stratejik finansal varlık yatırımı olarak nitelendiriliyor.
Geçen hafta (Türk basınında uçak olayı nedeniyle fazla dikkati çekmedi) St. Petersburg Devlet Üniversitesi Dünya Politikası Bölüm Başkanı Yagya Vatanyar çarpıcı bir açıklamada bulundu: "Denizbank'ın alınması, Rus sermayesinin artık Türk finans yapısında da yer almaya başladığını gösterir. Bu ilişkilerde yeni bir akımın da göstergesi'' Bu sözler bir stratejik derinliğe işaret etmektedir. Klasik deyimle, "Banka almak sadece banka almak değildir.'' Banka almanın, bir bankaya sahip olmaktan öte bir konu olduğunu anlatmaktadır.
Dünyanın 2 numaralı küresel gücü Rusya yüzyıllardır komşusu olan Türkiye ile daha yakın olmak istiyor. Stratejik işbirliği için her enstrümanı kullanmayı deniyor.
Denizbank'ı alarak ilişkilerde yeni akımı devreye sokuyor.
KONUŞTURAN KİM?
St. Petersburg Devlet Üniversitesi Dünya Politikası Bölüm Başkanı Yagya Vatanyar'ın çarpıcı açıklamaları sadece Denizbank'la ilgili değil.
Konuşan çok önemli bir isim.
Ama o'nu konuşturanın çok daha etkin birisi (Başkan Putin) olduğu ortada.
Vatanyar, Türkiye-Rusya ilişkilerine adeta damardan giriyor: "Günümüzde Türkiye Dünya politikasında kendi çıkarlarına koruyacak nitelikte politika geliştiriyor. Ayrıca günümüzde var olan denge politikasını ve güç dengesini de göz önüne alarak bir politika izliyor. İki ülke arasındaki stratejik işbirliği var. Ekonomi alanında karşılıklı büyük bir ivme var. Günümüzde Rusya'da 2 binden fazla Türk şirketi faaliyet gösteriyor.
Türkiye, güçlü bir şekilde ilerleyen, devasa ekonomiye sahip, uluslararası ilişkilerde bir aktör olarak kabul edilen bir ülke haline geldi.''
YENİ AKIM
Türkiye ile Rusya arasındaki gelişmelere dikkatle bakarsak, ekonomik derinlik stratejik derinliğe doğru seyrediyor:
Türkiye'nin Rusya'ya olan ihracatının 1991 yılında 400 milyon dolar seviyelerindeyken, 2011 yılı sonunda yaklaşık 6 milyar dolar seviyelerine geldi 2010 yılı sonu itibariyle Türk girişimcilerin Rusya'da, 1.100 civarındaki taahhütlük işi için yaklaşık 33,3 milyar dolarlık anlaşma imzaladı.
Türkiye'nin en büyük 500 yatırımcısından 150'sinin Rusya'da olduğunu, ilk 10'daki ENKA ve KOÇ-ENKA'nın da Rusya'da iş yaptığını sözlerine ekledi.
2011 yılı itibariyle, Rusya'ya direk yatırım gerçekleştiren Türk sermayesi 7,3 milyar dolara ulaştı. Diğer yandan Türkiye'ye yatırım yapan Rus sermayesi ise 6 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye'deki toplam Rus sermayesi 20,3 milyar dolara ulaştı.
Türkiye, doğalgazının büyük bölümünü Rusya'dan alıyor.
Türkiye'nin ilk nükleer santralı Ruslar kuruyor. İkinci santral ihalesini almak için canla başla mücadele ediyorlar.
SONUÇ: Ankara- Moskova hattında yeni bir gerilim oluşturmak isteyen iç ve dış odakların varlığı biliniyordu. Böyle bir tabloda tansiyon düşürülmüş, iki ülke birbirlerine kırıcı olmayarak, nazik davranarak derin odakların beklediği olası gerginliğin önüne geçmişlerdir. Gelinen son nokta, Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda "stratejik ortaklık" boyutuna doğru ilerleyen ilişkilerde, iki ülkenin dostluk ve işbirliğini özenle koruduklarını işaret etmektedir. Türkiye ve Rusya, büyük devlet olmanın, sakin zamanlarda değil, kriz anlarında politika oluşturmakla ve yürütmekle mümkün olduğunu göstermişlerdir.