CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Güler Sabancı'nın başarı hikayesi

Eklenme Tarihi 18 Kasım 2010
Türkiye'de kadınlarla ilgili pek çok şey yazıldı, pek çok şey söylendi. Bazıları kadının Türk toplumunda ikinci planda olduğunu dile getirdi, bazılarına göre ise anne olması dolayısıyla en kutsal varlık olarak nitelendirildi.
Kimi "kadının adı yok" dedi, kimileri ise "kadının adı var ancak toplumda gerekli itibarı görmüyor" görüşünü savundu.
Söylenenler veya yazılanlar ne olursa olsun kadınlar artık Türk toplumunda belirli bir noktaya geldi. Kadınlar, evlerinde yaptıkları bir takım uğraşlarla aile bütçelerine katkı sağlıyor, erkeklerin hakim olduğu çalışma hayatında ise önemli mevziler kazanıyor.
Türk toplumunun ve sanayinin gelişmesiyle birlikte yeni kadın tipi, kendi kurallarıyla sisteme girmeye başladı. Son 15 yılda kadın patron ve yöneticilerin sayısı 30 bini buldu. Böylece kadınlar "Kadının yeri evidir" inancını da tarihe gömdüler.
Günümüzün çalışan kadını oldukça bilinçli, bilgili, donanımlı ve enerjik. Türkiye'de kadınlar, aslında pek çok yerde zirveyi zorluyorlar. Bugün birçok büyük firmanın, işyerinin yönetim kadrolarında, kilit noktalarında, bileğinin hakkıyla bu yerlere gelmiş kadınlar bulunuyor.

* * *
ULUSLARARASI BAŞARI
İngiliz Financial Times (FT) gazetesinin "Dünyada Zirvedeki 50 İş Kadını'' listesinde Güler Sabancı üçüncü sırayı aldı.
Geçen yıl aynı listede 5'inci sırada yer almışken, bir yılda dünyada üçüncü sıraya yükselen Güler Sabancı'nın başarı hikâyesinin altında ne yattığını şu yorum anlamlı biçimde gösteriyor: "Güler Sabancı, sadece Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinin Yönetim Kurulu Başkanı değildir, ayrıca ülkenin siyasi, sosyal ve kültürel hayatında da önemli bir güç olduğunu göstermektedir. Başında bulunduğu şirket; bankacılık ve sigortacılık, çimento, perakende, lastik, tekstil, enerji ve kimyasal maddeler gibi birçok endüstriyi de kapsayan bir dev. O yaptığı konuşmalarla ve işlerle, Türkiye'de eğitimin gelişimini, temiz enerjiyi, Picasso'yu, Mozart'ı ve Osmanlı hat sanatını temsil etmektedir"
Güler Sabancı'nın törende yaptığı içten konuşmasını dikkatle okuyalım: "Türkiye'deki kadınlar hırslı ve heyecanlıdır. Gelişmekte olan bu ülkenin başarısının bir parçası olmak istiyor. Ben, büyükannem tarafından cesaretlendirildim. Akıl hocam, Sakıp Sabancıdır.
Büyükannemin, 6 oğlu vardı, kızı yoktu. Küçük bir çocukken büyükannemin nasıl idare ettiğini gözlemledim. Farklılıkları idare etmek, yönetmek, sadece kadını, erkeği, ya da farklı kültürleri yönetmek değildir, her kişi farklıdır, dolayısıyla önemli olan hep birlikte bir şeyler yaratabilmektedir."

* * *
80 ÖNCESİ POLİTİKAYI İNŞA ETMEK

CHP'nin yeni 2. adamı Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, bir konuşmasında, CHP'nin 1980 öncesi politikalarını yeniden inşa edeceklerini söyledi.
Bu açıklamayı bir siyaset üstadımız, "80 öncesi politika 12 Eylül darbesi ile sonlanmıştı. 80 öncesine dönmek, neye özlem olabilir" diyerek yorumladı.
80 öncesi demek, anarşi, siyasi kaos, çekişme, didişme, sonunda darbe demektir.
Allah o günleri bir daha göstermesin.

* * *
TÜRKİYE AB'YE MAHKUM DEĞİL

İtalya'nın önde gelen gazetelerinden Corriere della Sera, dinsel kimlik farklılığının da katkısıyla Ankara'nın AB'ye tam üyeliğinin zayıf bir ihtimal olduğu ileri sürmüş. Fransa ve Almanya'nın bu nedenle, Ankara'yla tam üyelik yerine "ayrıcalıklı ortaklık" düşüncesinin baskın çıktığına dikkati çekmiş.
Türkiye'nin artık AB'ye mahkûm olmadığını herkes görüyor.
Genç bir nüfusa ve stratejik olarak çok önemli bir coğrafyaya sahibiz. Neden mahkûm olalım ki?
Bölgede güçlü bir Türkiye kendini gösteriyor. Ekonomisi ile demokratik gelişmesi ile etkili bir oyuncu haline geldi. Dünyanın güç ekseni değişiyor, Türkiye bu eksende daha etkili konuma geliyor.
Bu arada, Avrupa'nın parçalanma noktasına doğru da yol aldığı vurgulanmaya başladı.
AB'ye alternatif oluşumlar arayışı da ufaktan ufağa filizlendiği söyleniyor.
İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda'nın yer alacağı "Kuzey Birliği"nden bahsediliyor.
Türkiye'yi alsalar da olur, almasalar da.