Batı'nın etkili stratejik kuruluşlarında, Avrupa'da değişen finansal sistemle birlikte başlayan öğrencilerin haklarını savunmak için verdiği mücadele "68 ruhu canlanıyor mu?" tartışmasını başlatmış bulunuyor.
Türkiye de batının '68 ruhu'ndan çok etkilenmiş bir ülke olduğu için, gelişmeleri dikkatle takip etmekte büyük yarar var.
1968 yılının Mayıs ayının başında, Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nin işgaliyle başlayan gençlik olayları, tarihe "68 Baharı" olarak geçmişti. Bu olaylar zamanla gençlerin ve yoksulların öne çıktığı kapitalist sisteme isyan ateşine dönüştü ve tüm dünyayı sarmıştı. "Dünya çapında özgürlük isteyen ve sınırları yıkarak dünya kardeşliğini kurmayı hedefleyen gençler" bu imkânsız hayallerine ulaşamasalar da ülkelerine sendikal haklar ve ekonomik çalışma hayatında önemli sosyal kazanımlar kazandırmayı başardılar. "68" hareketinin sarstığı sistemlerin gösterdiği refleksler çok sert olmuş ve isyancı gençlere yönelik kanlı operasyonlar düzenlenmişti.
Türkiye'de, 68 ruhu ABD 6.Filosu'nun İstanbul'a gelişini protesto ile kendini göstermiş, devrimci hareketlerin tabana yayılması 'otoriter yapıyı' bir hayli sarsmıştı. Ancak Türkiye'de 68 kuşağının sonu dünyadakilerden daha hazin olmuş, gençler soluğu hapishanelerde ve idam sehpalarında almıştı.
2011 yılına doğru "ikinci 68 ruhu" konusunun Türkiye'de de tartışılması, üniversitelere adım adım sokulan provokatörlerin sinsi hamlelerine set çekilmesi dikkatlerden uzak kalmamalıdır
* * *
SİYASETTE TARİHİ DAMARLAR
Osmanlı İmparatorluğu'nun, ittihat ve terakki ve hürriyet itilaf hareketleri, Türk siyasetinde de derin tarihi damarlar olarak yaşamını sürdürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin siyasal dönüşümü olan "23 ruhunun" türevleridir.
Merhum Adnan Menderes ile "46 Ruhu", DP, AP, Anavatan Partisi (83 ruhu) ve şimdi Erdoğan'ın AK Parti'si (2002 ruhu) olarak hükmünü icra etmektedir. İnönü'nün, '38 ruhu'yla CHP, merhum Erdal İnönü ve merhum Bülent Ecevit dönemlerinde ideolojik kırılma yaşayarak, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından, yeni bir eksene oturtulmaya çalışılmaktadır.
* * *
MERHUM CELAL BAYAR'IN BANKASI
Kurtuluş Savaşı sona ermiş, Cumhuriyet ilan edilmişti. Şimdi, yeni Türkiye devletini, aşılması gereken ekonomik ve sosyal sorunlar bekliyordu. Sanayileşme hareketinin başlatılmasına kendi kaynaklarıyla katılabilecek milli bir kuruluşun doğması ve milli bankacılık sisteminin oluşturulması ihtiyacı derin bir şekilde hissediliyordu.
Rahmetli Atatürk ve Celal (Bayar) Bey, Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olan İş Bankası'nın kurulmasına karar verdi. Bankanın sermayesi 1 milyon TL'ydi. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise bizzat Atatürk tarafından karşılanmıştı.
O banka gelişti, büyüdü, 86 yıl sonra uluslararası platformda stratejik hamleler yapmaya başladı. Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince'nin Konya'da yaptığı açıklama, nereden nereye gelindiğinin güzel bir örneğidir: "Rusya Sofia bankası satın alındı. Bakü, Kahire, Bağdat, Erbil, Basra, Kerkük ve Süleymaniye, Halep ve Şam'da kısa zamanda şubeler açılacak."
Bölgesel aktör Türkiye'nin küresel oyuncu olma arzusudur bunlar.