Taner, "Türkiye, kendisini olayların akışına bırakma ya da 'bekle-gör-tavır al' taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir.
Yalnız savunma pozisyonunda olmak kabul edilemez" diyordu.
Bu mesajın verildiği tarihe tekrar dikkatle bakalım. 2007 yılı.
2007 yılı, Türk siyasi tarihi bakımından bir değişim ve dönüşüm virajının alındığı yıldır. Bu yılın önemini daha iyi anlatabilmek için, değişimin işaret fişeklerini hatırlayalım:
29 Nisan 2007: Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı adaylığını açıkladı.
27 Nisan 2007: Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt e-muhtıra verdi.
28 Nisan 2007: Hükümet sert bir açıklama ile muhtıracılara karşı çıktı. Bugün, siyaset kurumunun kendi rüştünü ispatladığı gündür.Demokrasi için siyasetin güçlü olması lazımdı. Demokrasilerde millet iradesi belirleyici olmalıydı. Bu dönemden önce de seçimler vardı, millet oy veriyordu. Ama millet oyu ile emaneti alanlar, millet iradesini koruyamamışlardı. Birileri millet iradesine darbe vuruyor ama iş başındakiler bir şey yapmıyordu.
24 Temmuz 2007: Genel seçim oldu. AK Parti seçimi ikinci kez kazandı.
28 Ağustos 2007: Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.Vesayetçiler, "Bu kale giderse mahvolduk" diyorlardı. O kale gitti, Çankaya milletin kalesi oldu.
21 Ekim 2007:Cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayan referandumdan millet yüz akıyla çıktı. Halkımızın bu kararı, 2014 yılında icra edilecek.
Kader değiştiren hamle
2007 yılında Türkiye'nin tarihi bir virajı alması, vesayetçiler tarafından yıllardır işgal altında tutulan hassas mevzilerin 'milli masa'lar haline dönüşmesine zemin hazırlamıştır.
Başbakan Erdoğan'ın, Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Peres'e, "one minute" diyerek ülkenin makus talihi değiştirilmiştir. Çünkü, İsrail'e rest çekmek, derin Amerika'ya mesaj göndermektir. Türkiye'nin Amerika ile stratejik ortaklık yapmasına karşın, ülkenin menfaatleri için, "milli duruş" sergileyeceğinin "bağımsız hareketler yapılacağının" ilanıdır.
Nitekim, milli duruş 'milli masa'ları doğurmuştur. Çankaya, Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT, Emniyet, 'milli masa'lara, milli isimlere teslim edilmeye başlanmıştır. 'Milli masa'ların yarattığı iklim:
Hassas mevzilerdeki vesayetçiler, işbirlikçiler, İsrailciler tasfiyeye tabi tutulmuş. Dışişleri Bakanlığı içindeki Batı hayranı isimler kenara çekilmiş, böylece Türkiye'nin yakın coğrafyasına bakması, ilgilenmesi mümkün olabilmiştir.
MİT, MOSSAD'ın arka bahçesi olmaktan çıkarılmış, Türkiye yerine daha çok CIA'ye hizmet etmeyi içine sindirenler, aktif pozisyondan uzaklaştırılmıştır.
Darbeler soruşturulmaya, Türk gladyosu'nun (Ergenekon) dağıtılması ve yönetenlerin mahkeme önüne çıkarılmasında büyük başarı gösterilmiştir. Çankaya-Hükümet ve Genelkurmay arasındaki köprüler tahkim edilmiş, birbirini çelmeleyen kurumlardan, ülkemizin milli menfaatleri doğrultusuna evrilen kurumlar şekillenmeye başlamıştır.
Vesayetçi, statükocu ve derin devletçi zihniyetlerin elemanlarının ordu ve emniyet içindeki kolları kırılmıştır.
2023 vizyonu
'Milli masa'lar yıkılmadığı ve 2023 vizyonu gerçekleştiği taktirde, Türkiye'nin bölgesel güç konumu yerine oturacaktır.
Nedir 2023 vizyonu?
2 trilyon dolarlık bir ekonomi ile dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmek.
500 milyar dolarlık ihracat.
Kişi başına düşen 20 bin doların üstünde milli gelir.
Ortalama yüzde 7'ler seviyesinde büyüme oranları.
İstanbul'u dünyanın önemli finans şehirlerinden biri yapmak. Tarih zorluyor
Türkiye'nin izlediği stratejinin güçlenmesi için dış şartlar da mevcuttur.
Soğuk Savaş sonrası dünya düzeni Türkiye için bazı tehditlerin yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti'nin neredeyse hiçbir döneminde sahip olamadığı kadar önemli potansiyel fırsatları da beraberinde getirmiştir.
Türkiye, sahip olduğu cumhuriyet ve demokrasi değerleri sayesinde bölgesinde avantajlı bir statü yakalamıştır.
Irak işgaline başlamak isteyen Amerika'ya, TBMM'nin karşı çıkması ve Başbakan Erdoğan'ın İsrail'e karşı, "one minute" çıkışıyla ortaya koyduğu milli duruş, Ortadoğu ülkeleri ve bölge ülkelerinin Türkiye'ye büyük bir ilgiye yol açmıştır.
Çünkü, artık Türkiye, yakın coğrafyasında batının maşası olarak değil de bölgenin ağır sorunlarının çözümüne yardımcı olma, daha fazla eşitlik ve adalet peşinde koşmaktadır.
Gerek Ortadoğu, gerek Kafkaslar ve gerekse Balkanlar yorucu, tüketici entrikalarla ve çatışmalarla dolu politikalardan bıkmış usanmışlardır. Bu bölgelerin huzura ihtiyacı vardır.
Bölgesel güç ne yapar?
Günümüzde Türkiye'nin bölgesel güç olma çabası, dış politikada bir eksen kayması yaşanmasına, Türkiye'nin ABD ittifakından ayrılmasına, yüzünü batıdan doğuya çevirmesine işaret etmemektedir.
Türkiye, bölgesel güç olmayı devam ettirmeye başladığı süreçte yakın coğrafyasındaki sermaye hareketlerini, askeri ve siyasi faaliyetleri kısmen de olsa kontrol edebilecektir. Bölgesel gelişmeleri etkileme, durdurma ya da tersine çevirebilme yetisine sahip olma imkanını kullanacaktır. Gerektiğinde (ABD gibi) büyük hegemonik güçlerin dar çıkarlarından bağımsız hareket edebilen bir özellik kazanacaktı
SONUÇ:
Türkiye'nin bölgesel gücünü sağlamlaştırma yolunda atılan adımlar ve izlenen stratejiler Ortadoğu'daki dengeleri etkilemeye başlamış, Ortadoğu'ya yeniden şekil verilirken Türkiye, aktör olarak yerini kuvvetlendirme şansı yakalamıştır. İdare edilen değil, edenler safında yerini almıştır.