DAHA önce birkaç sefer tarihi camilerimizle alakalı yazdım. Tarihi, turistik ve sanatsal hüviyeti de olan bu camiler tabii olarak daha fazla ziyaretçi çekiyor. Bu durum da sıklıkla caminin dini kimliği ile bağdaşmayan, ibadet yapılmasını zorlaştıran bir atmosfer ortaya çıkartıyor.
Maalesef bu memlekette hala – evet hala- Müslümanın ibadetinin fazlaca bir değeri yok. Bir mabed yani ibadet yeri olan bu camide ibadetin ruhuna uygun olmayan bir durum var denilince pek dikkate alınmıyor. O zaman bir de meselenin tarihi, turistik ve sanatsal boyutuna bakalım.
Yıllar yıllar önceydi;
Endülüs'e ilk defa Hollanda'da doktora yaparken gittim.
Kafadar ev arkadaşım ile bir interrail rotası planlamıştık.
Yani Avrupa'daki hemen hemen bütün tren hatlarında geçen bir bilet alıyorsunuz ve onunla belli bir süre istediğiniz yere gidebiliyorsunuz.
Ülkemiz de bildiğim kadarıyla bu uygulamaya dahil.
Dileyenlerin ve özellikle gençlerin düşük bütçe ile gezebilmesini sağlamak için yapılan güzel bir uygulama.
Hollanda'dan yola çıktık;
Almanya, Belçika, Fransa derken soluğu İspanya'da aldık. Madrid ve Bercelona'yı gezdikten sonra daha güneye Endüles'e indik. Diğerlerinin yanında mutlaka Elhamra'yı görmek istiyorduk. Ancak muhteşem komplekse öyle elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. Daha öncesinden ziyaret için rezervasyon yapmanız lazım.
Bizim orada olduğumuz kısıtlı süre için tüm rezervasyonlar doluydu. Girmek mümkün değil. Ancak bir yol var dediler. Sabah erkenden kalkıp gişenin önünde sıraya girerseniz, her gün ilk 50- 100 kişiyi rezervasyonsuz alıyorlar. Yeterince erken giderseniz siz de o imkândan faydalanabilirsiniz. Zaten konforsuz hostellerde bazen de uyku tulumu ile açık havada uyuyoruz. Sabah erken kalkıp sıraya girmek bizim için sorun olmadı.
Peki İspanya neden bu muhteşem esere girişleri sınırlandırıyor? Birçok sebebi var; Öncelikle eserin aşırı turist yoğunluğundan deforme olmasını, yorulmasını istemiyor. Bir diğer neden ise şüphesiz bir pazarlama stratejisi. Size elinizi kolunuzu sallayarak girebileceğiniz, sıradan bir yerde olmadığınız hissini sonuna kadar ve haklı olarak yaşatıyor.
Gelelim Ayasofya'ya. Orası bir cami ve biz inancımıza göre kimseyi camiye girmekten alıkoyamayız.
Müslüman ya da gayrimüslim kurallara riayet etmek kaydıyla ücretsiz bir şekilde camilere girebilir, gezebilir, ibadet edebilir. Ancak kurallara riayet etmek kaydıyla… Ayasofya'da maalesef kurallara riayet edilmiyor.
Turist kalabalığından namaz kılamıyoruz demeyeceğim.
Dedim ya onu önemseyen pek yok! Ancak her gün mabede giren binlerce turistin oluşturduğu titreşim, yük ve dahi nefeslerinden oluşan su buharı yapıya fiziksel zarar veriyor. Dahası Ayasofya koskoca cihan imparatorluğunun başkentinin ulu camisi, Cuma mescidi.
İstanbul asitanedir, Ayasofya da İstanbul'un Cuma mescididir. Sembolik kıymeti tarifsiz bu yapıya her önüne gelenin, elini kolunu sallayarak girmesi diğer sakıncalarının yanında çok yanlış bir turizm stratejisi!
Çözümü ise belli; mabede turistik amaçlarla girenlerin sayısına kısıtlama getirmek.
Her gün kısıtlı sayıda insan gerekirse aylar öncesinden rezervasyon yaparak camiye girmeli. Mekânın ruhu ile bağdaşmayan söz, fiil ve kıyafetlere müsaade edilmemeli. Belki böylece biz de bir kenarda rahatça iki rekat namaz kılma imkanına sahip oluruz!