AKŞENER beklenen konuşmasını yaptı. Normal şartlarda konuşmanın içeriğine baktığımızda söyledikleri yabana atılır şeyler değil. Partisinin yaklaşan yerel seçimlerde millet ittifakının bir parçası olmayacağını söyledi ki konuşmanın en önemli mesajı buydu.
Daha sonra Kılıçdaroğlu'nu kendi adaylığını dayatmakla itham etti.
Dahası Kılıçdaroğlu'nunadaylığının seçimleri kaybetmelerine neden olduğunu söyledi. Bir diğer önemli mesele ise Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş hakkındaki açıklamalarıydı. İki belediye başkanını Cumhurbaşkanı adayı olmaları için yüreklendirdiğini ancak başarılı olamadığını söyledi.
Doğrusu kaybeden siyasetçilerin görüntüde de olsa böyle açık sözlü hesaplaşmalar yapmasına alışkın değiliz. Dolayısıyla bu çıkışın Akşener hanesine olumlu yazacağını söyleyecek gibi oluyorum ama söyleyemiyorum. Çünkü Akşener bu tür durumlarda söylemi ile eylemi arasında makasın en açık olduğu siyasetçilerden birisi.
Öncelikle Akşener'in yaptığı bir ilke ve erdem çağrısı değil.
Kendisi her ne kadar ittifak sisteminin Türk siyasetine fayda getirmediğini söyleyip, AK Parti ve MHP'yi de seçimlere ittifaksız girmeye çağırarak çıkışına ilkesel bir karakter kazandırmaya çalışsa da hakikatin öyle olmadığı herkesin malumu. Akşener ilkesel bir çıkışta bulunmuyor. Aksine ilkelerini ayaklar altına alarak ittifak kurmuş ve neticede kaybetmiş bir siyasetçinin kendini kurtarma çabalarını izliyoruz.
Seçimlerin kaybedilmiş olduğu gerçeğini şimdilik bir kenara bırakalım; millet ittifakının iki yıl öncesi ile bugünü arasında ne fark var. Daha önce bilinmeyen, duyulmayan, tecrübe edilmeyen ne var ki Akşener iki yıldır sorun olmayan ittifakın bugün ilkesel bir sorun olduğunu iddia ediyor.
İttifak sistemi partilerin gerçek siyasi kimliğini eritti diyor ki bu en başından beri millet ittifakının bir arızası olarak dillendiriliyor. Akşener partisinin- CHP'nin uzantısı haline getirdiği konusunda defalarca uyarıldı. İttifakların bölücü unsurları siyasette etkin hale getirdiğini söylüyor ama CHP ile HDP'nin ilişkisi, HDP'nin ittifakın gizli ortağı olduğu en baştan beri aşikar.
Kılıçdaroğlu'nun kendi adaylığını dayattığını söylüyor ki en başından belliydi. Hatta birçok siyasetçi tam da bu nedenle İYİ Parti'den istifa etti.
Değişen bir şey yok sadece kaybedilmiş bir seçim var. Akşener de ilkeler ve erdem için değil seçim yenilgisini atlatabilmek için konuşuyor. İttifakın şartları en başından belliydi ve Akşener bu şartlara rağmen ittifakın bir parçası olsu. Belki de süreç içinde söylediği en doğru şey "kumar masası" benzetmesiydi. Akşener de bir kumar oynadı. Eğer seçimi kazansaydı kumarın neticesinde kazanmış olacaktı. Ancak kaybettiler. Akşener de kumarı kaybetti.
Bugün ise kaybettiğinin bir kısmını geri almak peşinde.
Gerisi süslü laf ve retorik…