Başta Başbakan olmak üzere son yıllarda oligarşi kelimesi çok telaffuz ediliyor.
Peki, nedir bu oligarşi? Uzun yıllardır Türkiye oligarşisi üzerine çalışmış ve bu konuda iki orijinal kitap (Erguvaniler ve Yalıdakiler) çıkarmış birisi olarak kısaca bilgi vereyim.
Eski Yunanca'da "oligoi" "küçük sayı", tekil ve yalın hali olan "oligos" ise "az sayıda" demek. Bu kelimelerden türeyen "oligarşi" de "az sayıda kişinin yönetimi" anlamına geliyor.
Antik Yunan'da iki çeşit oligarşi vardı:
Timokrasi yani paradan gelen ve aristokrasi yani aileden gelen güçle oluşan oligarşiler.
O dönemin şehir devleti olan Atina Polisi'nin bazileus'unu yani kralını deviren soyluların, areopagu denen bölümü yasama ve yargı işlerini üstlenirken, arkhon denen sayıları başta üç daha sonra ise dokuz kişiye çıkan bölümü de yürütmeyi götürüyorlardı. İşte, oligoi, oligos ve oligarkhia (oligarşi) kavramları, siyaset bilimine az sayıda, belli bir insan grubunun yönetime hakim olmasını anlatmak için böyle girmişti.
Atina Polisi'nde insanlar üçe ayrılıyordu:
Yurttaşlar, yabancılar ve köleler. Yurttaşlar da homojen bir kitle değildi; içlerinde "eupatrid" denen bir kesim vardı ki onlar hiyerarşide en tepedeydiler. Eupatrid'in anlamı "iyi doğmuş" demektir. Batıda kullanılan "ağzında gümüş kaşıkla doğmak" deyimi de benzer anlamdadır. Yabancı dildeki deyimin karşılığı zenginliğe, refaha doğmak gibi de çevirebilir, ama bu çeviri burada pek "masum" bir çeviridir.
Tarihsel arka planı ise pek masum değildir. Avrupa'da soylular için neden "mavi kanlı" deyimi kullanılırdı, çünkü deri renkleri mavimsi bir gri renginde olurdu. Bunun nedeni soyluların yakalandıkları "Argyria" hastalığıydı. Bu hastalık vücuda aşırı gümüş girmesiyle oluyor. Çünkü soylular küçük tabletler halinde gümüş yutuyorlar. Bunu başta veba olmak üzere çeşitli hastalıklardan korunmak için yapıyorlar. Yine bu nedenle, tabak, çatal, kaşıklar da gümüştendir. Argyria sadece "soylu" kesimde olmuyor elbette, gümüş madenlerindeki işçiler de bu hastalığa yakalanıyorlardı. Batılı akademik çevrelerde bu konu genellikle "elit teorisi" başlığıyla incelenir. Konunun öncüsü ABD'li Sosyolog Wright Mills "İktidar Seçkinleri" isimli kitabında ABD'nin aslında ne kadar az kişi tarafından yönetildiğini, gizli bir oligarşi olduğunu söyleyince fırtınalar kopmuştu.
Bendeniz ise çalışmalarımda, soyut bir kavram olan oligarşiyi somutlamaya, ete kemiğe büründürmeye çalıştım. Aslında bu topraklara ait ama unutulmuş bir geleneğin renginden yola çıkarak oligarşiyi "erguvaniler" olarak yeniden adlandırdım.
Bizans'ta yani Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da imparatorların çocukları; erguvan renkli sarayda, erguvan rengindeki odada doğuyordu. Bu çocuklar Porphyrogenitos yani "erguvan doğmuş" ya da "erguvan içinde doğmuş" unvanı alıyorlardı. Erguvan rengi giysi ve ayakkabı yalnızca saray mensuplarına özgüydü. Yunanca "porfira" erguvan rengi demektir.
Erguvan renginin soyluların rengi olması, bu sınıfın beğenisinden değil ekonomik kökenindendir. Erguvan, Antik Çağ'da kırmız böceğinden elde edilen kırmız renginin bir türevi olarak elde edilebiliyordu.
Bir böcekten ancak birkaç damla renk maddesi elde edilebiliyordu. Üretim de karmaşık ve çok masraflıydı.
O yüzden erguvan rengi giysi giymek son derece pahalıydı; dolayısıyla sadece en üst sınıfın giysilerinde bu renk görülebiliyordu.